ŞİKAYETİN ESASINA GİRİLMEDEN REDDİ DOĞRU DEĞİLDİR

YARGITAY 8.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2015 / 21323
KARAR NO: 2016 / 8338
KARAR TARİHİ: 05.05.2016

ÖZET: Şikayeti konu alan davada mahkemece; borçlunun takibin durdurulmasına yönelik başvurusunun İcra Mahkemesi’nce incelenip sonuçlandırılması gerekirken işin esasına girilmeden şikayetin reddine karar verilmesi doğru değildir. Hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

(5684 S. K. m. 30) (2004 S. K. m. 366) (1086 S. K. m. 428) (6100 S. K. Geç. m. 3)

DAVA VE KARAR: Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire’ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu vekili, vekil edeni aleyhine ….. İcra Müdürlüğü’nün 2015/8771 Esas sayılı takip dosyası ile ilamlı takip başlatıldığını, dayanak Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararına karşı itiraz başvurusu yapıldığını ve kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirterek takibin iptalini talep etmiştir.

Mahkemece; tahkim heyeti kararının icraya konulması için kesinleşmesi gerektiğine dair yasal düzenleme bulunmadığı, icra takibinin 28.04.2015 tarihinde başlatılmasına karşın itirazın 05.05.2015 tarihinde yapıldığı, yapılan itiraz ile takip durdurulabileceğinden İcra Müdürlüğü’ne itiraz dilekçesi verilmeden Mahkemeden talepte bulunulmasının yerinde olmadığı gerekçeleriyle şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesinin 12. fıkrasında; “ Tahkim sistemine üye olmak isteyenlerden katılma payı, uyuşmazlık çözümü için Komisyona başvuranlardan ise başvuru ücreti alınır. Beş bin Türk Lirasının altındaki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları kesindir. Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebilir. İtiraz talebinde bulunmak için bu madde uyarınca belirlenen başvuru ücretinin Komisyona yatırılması şarttır. İtiraz üzerine hakem kararının icrası durur. İtiraz talebi münhasıran bu talepleri incelemek üzere Komisyon tarafından teşkil edilen hakem heyetlerince incelenir. İtiraz talebi hakkında işin heyete intikalinden itibaren iki ay içinde karar verilir. Beşbin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları bu madde uyarınca süresinde itiraz başvurusunda bulunulmaması hâlinde kesinleşir. Bu uyuşmazlıklar hakkında bu madde uyarınca yapılan itiraz üzerine verilen karar kesindir. Kırk bin Türk Lirasının üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında itiraz üzerine verilen kararlar için temyize gidilebilir. Ancak, tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması, talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması, hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesi ve hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemesi durumlarında her halükarda temyiz yolu açıktır. Temyize ilişkin usul ve esaslar hakkında Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu uygulanır.” düzenlemesi mevcuttur.

Mevcut yasaya göre değeri Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebileceği ve itiraz üzerine hakem kararlarının icrasının duracağı belirtilmektedir.

Somut olayda borçlunun Sigorta Tahkim Komisyonu’na 05.05.2015 tarihinde itiraz başvurusu yaptığı anlaşılmaktadır.

O halde, mahkemece; borçlunun bu hükme dayanarak takibin durdurulmasına yönelik başvurusunun İcra Mahkemesi’nce incelenip sonuçlandırılması gerekirken işin esasına girilmeden yazılı gerekçeyle şikayetin reddine karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca bozulmasına, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 27,70 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 05.05.2016 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

MİRASIN REDDİNE İLİŞKİN DAVALAR MÜRACAATA BIRAKILAMAZ

T.C
YARGITAY
8.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2013 / 18361
KARAR NO: 2014 / 11249
KARAR TARİHİ: 02.06.2014
MAHKEMESİ: Kuşadası Sulh Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 07/09/2006
NUMARASI: 2006/442-2006/490

.. …..tarafından açılan mirasın gerçek reddi davasının reddine dair Kuşadası Sulh Hukuk Mahkemesi`nden verilen 07.09.2006 gün ve 442/490 sayılı hükmün Yargıtay`ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı ………., dava dilekçesinde; babası ………………..’un 22.04.2006 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak çocukları …………. ve ……………….. bıraktığını, babasından kalan mirası kendi adına kayıtsız şartsız reddetmek istediğini açıklayarak müteveffa babası …………….’un mirasını reddettiğine dair karar verilmesini istemiştir.

Dava hasımsız açılmış olup, mirasın gerçek reddi niteliğindedir (TMK. m. 605/1).

Mahkemece, “dosya üzerinde yapılan incelemede; davacının dava dilekçesinde tebligat adresini doğru olarak belirtmek zorunda olduğu, dolayısıyla tebligat adresini doğru olarak bildirmeyen davacının dava dilekçesinin reddine” karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının davasının reddine karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya üzerinde yapılan incelemede davanın 28.06.2006 tarihinde harç yatırmak suretiyle açıldığı, duruşma tensip zaptının aynı tarihte düzenlendiği, davacıya duruşma gününü bildirir davetiye çıkarılmasına ve veraset belgesinin onaylı örneğinin dosyaya sunulması için davacıya süre verilmesine karar verildiği, duruşma gününün 07.09.2006 tarihine bırakıldığı, davacıya duruşma gününün bildirildiği davetiyenin ikmal edilmeden geri gelmesi üzerine az önce belirtilen gerekçe ile dava dilekçesinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Mahkemenin; dava dilekçesinin reddine karar verilmesi yönündeki gerekçesine katılma olanağı bulunmamaktadır. Dava dilekçesindeki hatalı adresin veya eksikliğin yargılama sırasında her zaman giderilmesi mümkündür. Kaldı ki, karar tarihinden sonra yürürlüğe giren HMK`nun 119/b bendinde; “davacı ile davalının adı soyadı ve adreslerinin; dava dilekçesinde yer alması öngörülmüştür. Ancak, aynı maddenin 2. fıkrasında, b bendinde açıklanan eksikliğin giderilmesi için mahkemece taraflara bir haftalık kesin süre verilmesi öngörülmüş ve bu süre içinde eksiğin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği açıklanmıştır. Eldeki dava, 1086 sayılı HUMK’nun yürürlükte bulunduğu dönemde açılmış ve aynı dönemde karara bağlandığından bu dava hakkında hiç şüphesiz HMK’nun ilgili hükümlerini uygulama olanağı olamaz.

Dava, TMK`nun 605/1. fıkrası uyarınca mirasın gerçek reddi niteliğindedir. Böyle bir davanın açılması ilgili mahkeme açısından yeterli olup, açılan dava hakkında HUMK`nun 409. maddesi gereğince işlem yapılması olanağı da bulunmamaktadır. Bir bakıma bu tür davalara re`sen bakılmaktadır.

Kaldı ki, davacı adına çıkartılan duruşma gününü bildirir davetiyede; “muhatap adreste ismen tanınmıyor, mahalle muhtarının imzalı beyanı ile iade“ denilmek suretiyle 18.07.2006 tarihi konularak tebligatın iade edildiği belirlenmiştir. Böyle bir tebligatın usulüne uygun olduğu söylenemez. Bu nedenle, 7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 20, 21 ve Tüzüğün 28. maddesi göz önünde bulundurularak işlem yapılması gerektiği halde, gerekçesiz tebligat evrakına dayanılarak hüküm kurulması doğru değildir. Çünkü, tebligatta verilen bilgiye göre sadece “muhatabın adreste ismen tanınmadığı, mahalle muhtarının imzalı beyanıyla“ ibaresi dışında herhangi bir gerekçe yer almadığı gibi bu açıklamadan da tebligatta yazılı adrese de gidilmediği anlaşılmaktadır. Zira, gerek dilekçe de ve gerekse tebligat üzerinde davacının “Alacamescit mahallesi Kahramanlar caddesi no:80/6 Kuşadası“ adresi yer almaktadır. Kural olarak, verilecek doğru meşruatın adrese gidildi, komşusundan soruldu, böyle bir kişinin ismen tanınmadığı denilmek suretiyle komşusunun imzası alındıktan sonra Tebligat Kanunu`nun 21. maddesi gereğince işlemin yapılması gerekirdi. Bu bakımdan sözü edilen tebligatın ve verilen bilginin usul ve kanuna uygun olduğu söylenemez.

Bu tür davaların niteliği gereği az önce de açıklandığı üzere, HUMK`nun 409. ve HMK`nun 150. maddelerinin uygulanma olanağı yoktur. Somut olayda, sulh hakiminin görev ve yetkisi; mirasın reddi isteğinin süresinde olup olmadığını (TMK. m. 606) ve ret edenin yani davacının mirasçılık sıfatının bulunup bulunmadığını araştırıp, inceleyip tespit ve tescile karar vermekten ibarettir. Süre şartı ve mirasçılık sıfatının gerçekleşmesi halinde yapılacak iş ret beyanının özel kütüğüne işlenmesi yani tescili ile yetinilmelidir. Bu açıklamalar doğrultusunda karar verilmesi gerekirken dava dilekçesinin reddi yönünde hüküm kurulması az önce yapılan açıklamalara uygun düşmemektedir.

Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK`nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK`nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK`nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK`nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 02.06.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.