SAHTE BELGENİN BİR KİŞİYİ DEĞİL BİRÇOK KİŞİYİ ALDATA BİLECEK NİTELİKTE OLMASI GEREKİR

T.C
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO.2016/829
KARAR NO.2019/547
KARAR TARİHİ.17.09.2019
YARGITAY : 11. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ:Asliye Ceza
Sayısı : 348-732

Sanıklar … ve …’in resmî belgede sahtecilik suçundan TCK’nın 204/1, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin Aksaray 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.05.2012 tarihli ve 348-732 sayılı hükümlerin, sanık … müdafisi ve sanık … tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 19.11.2015 tarih ve 27045-31100 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.03.2016 tarih ve 21128 sayı ile;
“…Mülkiyeti katılan …’in yetkilisi olduğu … İnşaat Tic. Ltd Şti’de bulunan konkasör makinası ve eklentilerine yönelik olarak sanıklardan …’in yetkilisi olduğu … Petrol Tic. Ltd. Şti tarafından açılan mülkiyet tespiti ve davanın devamı müddetince taşınmazın teminatlı veya teminatsız olarak tevdiine dair davanın Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/153 Esas sayılı yargılama dosyası aşamasında, davacı tarafından mahkemesine sunulan ve sanık …’e ait olan taşınmazın değerinin 485.654,00 TL ettiğine dair ‘Batman Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğünün’ 10.05.2006 tarihli yazısı ile ‘…’un Boyalı Köyü/Aksaray’ adresinde ikamet ettiğine dair ikametgah belgesinin sahte olduğunun kabulü ile sanıklar … ve … hakkında teselsülen resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet kararı verilmiş ise de; Sanık … tarafından Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/153 Esas sayılı dava dosyasında teminat olarak gösterilen taşınmazın değerinin usulüne uygun olarak yaptırılacak bir bilirkişi incelemesi ile belirlenip sonucuna göre bu ve bu belgeyle birlikte mahkemesine sunulan ve birlikte kullanılan ikametgah belgesinin, gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla oluşturulup oluşturulmadığı ve sonucuna göre sanıklar hakkında
…nun 211. maddesinin uygulanma koşulunun bulunup bulunmadığının tartışılması gerekirken eksik inceleme ile sanıklar hakkında yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulmuş olduğu….” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 07.04.2016 tarih ve 5315-3838 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş  ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI

İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar … ve … hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı resmî belgede sahtecilik suçunda TCK’nın 211. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, dosya kapsamında suça konu belgelerin asılları veya onaylı suretlerinin bulunmaması karşısında, sanıkların kullandığı belgelerin asıl evrak mı yoksa onaylı veya onaysız suret mi olduğunun tespiti bakımından eksik araştırma bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamından;

Katılan …’in … İnşaat Nak. Tic. Ltd. Şti.’nin, sanık …’in Seray Hafriyat İnş. Nak. Ltd. Şti.nin, sanık …’in ise … Petrol Ürün. Nak. Oto Tic. Ltd. Şti’nin ortağı ve yetkilisi oldukları, katılanın şirketine ait konkasör (taş kırma makinesi) grubunun, sanıklardan Selman’ın şirketine 174394 numaralı fatura ile satış gösterildiği, ancak konkasör grubunun bedelinin ödenmediği iddiasıyla katılan tarafından anılan faturanın iptal edildiği, bunun üzerine sanık …’ın şirketi adına vekili aracılığıyla faturaya konu konkasör grubuna ihtiyadi tedbir konulması için talepte bulunduğu, Aksaray 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.04.2006 tarihli ve 2006/43 değişik iş sayılı kararıyla ihtiyadi tedbir konulmasına ve resmî yediemin listesinde kayıtlı yedi eminlerden birine teslim edilmesine karar verildiği, Sanık …’ın şirketi … Petrol Ürün. Nak. Oto Tic. Ltd. Şti. adına vekili aracılığıyla 02.05.2006 tarihli dilekçe ile katılanın şirketi olan … İnşaat Nak. Tic. Ltd. Şti.’ye karşı satın almış oldukları konkasör grubunun mülkiyetinin tespiti ve bu menkullerin teminat karşılığı veya teminatsız olarak ihtiyaten, davanın sonunda ise kesin olarak şirketlerine tevdisine karar verilmesi talebiyle Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/153 esas sayılı dosyasında dava açıldığı,
Anılan davada davacı … Petrol Ürün. Nak. Oto Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından 08.05.2006 tarihli dilekçeyle dava konusu menkullerin teminat karşılığı yediemin değişikliğine karar verilmesinin talep edildiği, anılan dilekçenin alt kısmına Mahkeme Hâkimince el yazısıyla “…toplam değer üzerinden teminat yatırıldığında talebin kabulüne” ibarelerine yer verilerek davacı vekilinin isteminin kabul edildiği, bunun üzerine davacı vekilince anılan Mahkemeye sunulan 11.05.2006 tarihli dilekçeyle sanık … adına kayıtlı Batman ili, Tilmerç Köyü, Pınar mevkisinde bulunan 1392 metrekare arsaya teminat olarak rehin koyulması talebinde bulunulduğu, anılan dilekçe ekinde suça konu belgelerden biri olan 10.05.2006 tarihli, “Batman Belediyesi Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğü” başlıklı belgenin sunulduğu, Mahkemece bu belgeye istinaden Batman Tapu Müdürlüğüne belirtilen taşınmaza rehin tesisi için yazı yazıldığı ve 12.05.2006 tarihli kararıyla belirtilen taşınmaz teminat olarak kabul edilerek Aksaray 2. İcra Müdürlüğünün 2006/1271 sayılı dosyasında yediemin olarak Ali Boysak’a teslim edilen dava konusu menkullerin, bu yedieminden alınarak davacıların göstereceği ücretsiz bir yediemine teslimine hükmedildiği, bu kararı infaz eden Aksaray 2. İcra Müdürlüğünce 2006/1309 sayı ile dava konusu menkuller yediemin Ali Boysak’tan alınıp davacı vekili tarafından gösterilen inceleme dışı sanık …’a teslim edildiği, bu hususun İcra Müdürlüğü tarafından Mahkemesine bildirildiği 15.05.2006 tarihli yazıdan; teslim sırasında suça konu belgelerin ikincisi olan …’a ait ikametgâh ilmühaberinin anılan İcra Müdürlüğü dosyasına ibraz edildiğinin anlaşıldığı, Katılan vekilince, sanıklar … ve …ile inceleme dışı sanık …’in suça konu sahte belgelerle Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/153 sayılı dosyasında yediemin değişikliğine ilişkin kararı alıp dava konusu menkullerin inceleme dışı sanık …’a tesliminin sağlandığı iddiasıyla Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet dilekçesi verildiği, bu suretle sanıklar ve inceleme dışı sanık hakkında soruşturmanın başladığı, Suça konu belgelerden ilki olan “Batman Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğü” başlıklı, emlak vergi değeri konulu ve 10.05.2006 tarihli belgenin, Batman Tapu Sicil Müdürlüğüne hitaben düzenlendiği, … adına kayıtlı Batman ili, Tilmerç Köyü, Pınar mevkisinde bulunan 1392 metrekare arsanın emlak vergisi değerinin 485.654 TL olarak gösterildiği,

Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığının 28.11.2008 tarihli yazısına cevaben Batman Belediye Başkanlığı Mali Hizmetler Müdürlüğünün 06.02.2009 tarihli yazısında; suça konu 10.05.2006 tarihli konusu emlak vergi değeri olan belgeye Belediye tarafından sayı verilmediği, kayıtları ile uyuşmadığı bilgilerine yer verildiği, Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.07.2006 tarihli yazısına cevaben Batman Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğünün 03.07.2006 tarihli yazısında; suça konu 10.05.2006 tarihli belgede gösterilen taşınmazın Çamlıtepe Mahallesi 4001 ve 4004 sokakta bulunduğunun, bu sokakların da 2006 yılı metrekare birim değerinin 30 TL olduğunun belirtildiği,Suça konu belgelerden ikincisi olan 12.05.2006 tarihli ikametgâh ilmühaberinin inceleme dışı sanık … adına düzenlendiği, ikametgâh adresinin Aksaray ili, Boyalı Köyü olarak gösterildiği,Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığının 28.11.2008 tarihli yazısı uyarınca inceleme dışı sanık…’un Aksaray ilinin Boyalı Köyü’nde oturup oturmadığının tespitine ilişkin kolluk tarafından hazırlanan 15.02.2009 tarihli araştırma tutanağında, adı geçenin köyde ikamet etmediğinin, tanınmadığının Boyalı Köyü Muhtarı olan …’nun beyanından anlaşıldığı bilgilerinin yer aldığı,Dosya içerisinde bulunan Aksaray 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin katılan vekili tarafından istenilen tespit talebi doğrultusunda verdiği karar ve tespit tutanağında, tespit isteyen vekilinin (katılan vekilinin) talebi üzerine Aksaray ili Merkez Boyalı Köyü’ne gidildiği, Köy Muhtarı …’nun beyanına başvurulduğunda köyde … isimli bir şahsın oturmadığının, suça konu ikametgâh ilmühaberinin kendisi tarafından düzenlenmediğinin, imza ve mührün kendisine ait olmadığının, ayrıca köylerinde konkasör makinesinin bulunmadığının belirtildiği tespitine yer verildiği,Katılan vekili tarafından aslının aynıdır şerhiyle dosyaya ibraz edilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Sigorta İşleri Genel Müdürlüğünün 08.12.2005 tarihli “Sigortalı Hizmet Listesi” başlıklı belgenin internet çıktısına göre; inceleme dışı sanık …’un, sanık …’in yetkilisi ve ortağı olduğu Seray Hafriyat İnş. Nak. Ltd. Şti.’de sigortalı olarak çalıştırıldığı,Dosya içerisinde suça konu belgelerin her ikisinin de sadece onaysız suretlerinin yer aldığı, asıl veya onaylı suretlerinin bulunmadığı,Anlaşılmaktadır.Katılan aşamalarda; … İnşaat Nak. Tic. Ltd. Şti.’nin sahibi ve yetkilisi olduğunu,sanıklardan …ve …’in de ayrı ayrı birer şirket yetkilisi olduklarını, inceleme dışı sanık…’in de sanık …’in çalışanı olduğunu, konkasör tabir ettikleri taş kırma makinesinin sanık…’e satılması konusunda sözlü bir anlaşmaları olduğunu, buna ilişkin faturanın sanık …’ınyetkilisi olduğu … Petrol Ürün. Nak. Oto Tic. Ltd. Şti.’ye kesildiğini, fakat bedel ödenmeyince faturayı iptal ettiklerini, iptal edilen faturanın bir suretini de karşı tarafa verdiklerini, karşı tarafın bu faturayı icra takibine konu ettiğini, sonrasında açtıkları davada teminat amaçlı gösterdikleri arsanın emlak vergi değerine ilişkin Batman Belediye Başkanlığından alınmış gibi sahte bir belge kullandıklarını, ayrıca konkasörün teslim edildiği kişi adına ikamet ettiği yeri farklı gösteren sahte ikametgâh ilmühaberi alıp aracın kendilerine teslimini sağladıklarını, sanıkların söz konusu konkasörü iki sene kadar bu şekilde kullandıklarını, sanıklar hakkında şikâyetçi olduğunu,Tanık …’nun Aksaray 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/112 esas sayılı dosyasında düzenlenen 01.08.2006 tarihli tespit tutanağında verdiği ifadesinde; muhtarı olduğu Boyalı Köyü’nde … isimli bir şahsın oturmadığını, böyle bir şahsı tanımadığını, yaklaşık yirmi gün önce köye tanımadığı bir vatandaşın geldiğini, Ulukışla Kasabası Belediye Başkan yardımcısı olduğunu söyleyip … adına ikametgâh ilmühaberi almak istediğini,kendisinin …’un kim olduğunu sorduğunda, gelen şahsın, “Bu adam Batmanlı, bunu köyde çoban olarak göster ve bize bir ilmühaber ver.” dediğini, kendisinin bu talebi kabul etmediğini, suça konu ikametgâh ilmühaberi gösterilip sorulduğunda; bu belgenin kendisi tarafından düzenlenmediğini, imza ve mührün kendisine ait olmadığını, ayrıca kendi köylerine konkasör makinesinin hiçbir zaman gelmediğini,Soruşturma evresinde; kendisine gösterilen ikametgâh ilmühaberi altındaki imza ve muhtarlık mührünün kendisine ait olmadığını, davadaki tarafları tanımadığını,Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/153 esas sayılı dosyasında…’un 11.09.2007 tarihinde talimat mahkemesinde tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde; … İnşaat Nak. Tic. Ltd.Şti.’nin 1997-2006 yılları arasında muhasebeciliğini yaptığını, tam hatırlamamakla birlikte dava konusu malların faturasını sanık … veya çalışanlarından birisinin katılan …tarafından imzalı ve kaşeli, ancak üst kısmı boş şekilde kendisine getirdiğini, iki tarafın da fiyat konusunda olurunu aldıktan sonra faturayı kestiğini veya kestirdiğini, yine tam hatırlamadığını ama faturayı sanık …’e veya çalışanlarından birisine teslim ettiğini, sanık…’in faturayı … Petrol Ürün. Nak. Oto Tic. Ltd. Şti. hesaplarına işlediğini,İnceleme dışı sanık … soruşturma evresinde; Seray Hafriyat İnş. Nak. Ltd. Şti. çalışanı olduğunu, taş kırma makinesinin … İnşaat Nak. Tic. Ltd. Şti. tarafından … Petrol Ürün.Nak. Oto Tic. Ltd. Şti. sahibi olan …’e satıldığını, suçlamaların kendisiyle ilgisinin olmadığını,Kovuşturma evresinde ise; söz konusu belgelerin nasıl ve nerede kim tarafından tanzim
edildiğini bilmediğini, sadece satın aldıkları taş kırma makinesinin teslim alınması için kimliğini avukatları …’a verdiğini, makinenin alınabilmesi için ikametgâh belgesinin hazırlanacağını, ancak kendisinin sahte belge hazırlamadığını ve hazırlatmadığını, İfade etmişlerdir.Sanık … aşamalarda; Seray Hafriyat İnş. Nak. Ltd. Şti.’nin sahibi olduğunu, dava konusu taş kırma makinesi katılan …’in sahibi olduğu … İnşaat Nak. Tic. Ltd. Şti. tarafından …
Petrol Ürün. Nak. Oto Tic. Ltd. Şti. sahibi olan …’e satıldığını, kendisinin alakasının olmadığını, herhangi bir belge düzenlemediğini, düzenlenen belgelerden de haberdar olmadığını,Sanık … aşamalarda; … Petrol Ürün. Nak. Oto Tic. Ltd. Şti.’nin sahibi ve yetkili müdürü olduğunu, … İnşaat Nak. Tic. Ltd. Şti.’nin sahibi katılan …’i tanıdığını, katılanın şirketine ait taş kırma makinesinin asıl olarak …’in sahibi olduğu Seray Hafriyat İnş. Nak. Ltd.Şti.’ye satıldığını, ancak sanık … tarafından faturasının kendi şirketine kestirildiğini,katılan ile sanık … arasında ailevi sebeplerden ötürü mal paylaşımına ilişkin bir anlaşmazlık olduğunu, Aksaray 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davadan haberdar olduğunu ve buna ilişkin olarak ifadeler verdiğini, ancak Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davadan ve sunulan sahte belgelerden haberdar olmadığını,konkasör diye tabir edilen taş kırma makinesine sanık … ile birlikte ortak olduklarını, bu
makineyi katılandan aldıklarını, faturasının da kendi şirketi üzerine kesildiğini, sonradan katılan ile sanık … arasında huzursuzluk çıkınca taş kırma makinesinin faturasını sanık…’in şirketi üzerine kestiğini, böylece mülkiyetinin kendisinden çıkmış olduğunu, suç işleme kastının olmadığını, sahte belgelerden haberinin olmadığını,Savunmuşlardır.Sanıkların kullandığı belgelerin asıl evrak mı yoksa onaylı veya onaysız suret mi olduğunun tespiti bakımından eksik araştırma bulunup bulunmadığı;Resmî belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde;“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yılakadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen,gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır. Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması gerektiği belirtilmiştir.

Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır. Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmî belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.Sahte belgenin ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenip, belirli bir kişiyi değil birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması ve aldatma gücünün objektif olarak saptanması gerekir. Bu nedenle örneğin, memurların bilgisizliği ve ihmalleri nedeniyle kandırıcı yeteneği olmayan belge üzerinde işlem yapması belgeye hukuki geçerlilik kazandırmaz. Daha önceden var olan subjektif bir bilgi, belge üzerinde var olan aldatma yeteneğini ortadan kaldırıcı etkiye sahip değildir.

Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 tarihli ve 232-250 sayılı kararında da, aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği belirtilmiştir. Bu noktada sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup hâkim, olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir.
Öte yandan, ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.

Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Katılanın şirketine ait konkasör (taş kırma makinesi) grubunun, katılan tarafından sanıklara satıldığı, anılan makine grubu için sanıklardan Selman’ın şirketine 174394 numaralı faturanın kesildiği, ancak konkasör grubunun bedelinin ödenmediği gerekçesiyle katılan tarafından anılan faturanın iptal edilmesi üzerine Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/153 esas sayılı dosyasında açılan mülkiyetin tespiti davasında sanıklar tarafından iştirak iradesiyle; “Batman Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğü” başlıklı, emlak vergi değeri konulu, 10.05.2006 tarihli belgenin sunulduğu ve anılan dosyada yediemin değişikliğinin kabulüne yönelik verilen 12.05.2006 tarihli kararın, infazının sağlandığı Aksaray 2. İcra Müdürlüğünün 2006/1309 esas sayılı dosyasına da inceleme dışı sanık adına tanzim edilmiş, ikametgâh adresi Aksaray ili, Boyalı Köyü olarak gösterilen, 12.05.2006 tarihli ikametgâh ilmühaberinin sahte olarak düzenlenip ibraz edildiği, bu suretle sanıkların lehine olacak şekilde dava konusu menkullerin inceleme dışı sanık …’a yediemin sıfatıyla teslim edildiği iddia edilen olayda; dosya içerisinde ve emanette suça konu belge asıllarının bulunmadığı, yalnızca fotokopilerinin yer aldığı, onaysız örnek niteliğinde olup suret belge özelliği taşımayan belgelerin, hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olmadığı ve aldatıcılık kabiliyeti belirlenemeyeceğinden belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşmayacağı hususları birlikte göz önüne alındığında, Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/153 esas ve Aksaray 2. İcra Müdürlüğünün 2006/1309 esas sayılı dosyalarından suça konu belgelerin asıllarının mı, onaylı veya onaysız suretlerinin mi ilgili dosyaya sunulduğu araştırılarak, ibraz edilen belge asıllarının dosya içerisine getirtilmesi, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hakime ait olduğu cihetle, suça konu belgelerin duruşmada incelenmek suretiyle, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve denetime olanak verecek şekilde dosya içerisine konulmasından sonra sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırmayla hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Ulaşılan sonuç karşısında; sanıklara atılı resmî belgede sahtecilik suçunda TCK’nın 211. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu bu aşamada değerlendirilmemiş, sanıklar hakkında anılan suçtan verilen mahkûmiyet hükümlerinin, sanık … müdafisi ve sanık … tarafından temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Özel Dairece 19.11.2015 tarih ve 27045-31100 sayı ile onanmasına kadar işleyen dava zamanaşımı süresinin, onama kararının Ceza Genel Kurulunca kaldırıldığı tarih itibarıyla kaldığı yerden işlemeye devam edeceği göz önünde bulundurulmalıdır.

SONUÇ:

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE,

2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 19.11.2015 tarihli ve 27045-31100 sayılı sanıklar hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına ilişkin kararının KALDIRILMASINA,

3- Aksaray 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.05.2012 tarihli ve 348-732 sayılı sanıklar hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sahte olduğu ileri sürülen belge asıllarının veya onaylı örneklerinin getirtilip incelenmeden ve denetime imkân sağlayacak şekilde dosya içine konulmadan eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 17.09.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Sahte fatura kullanma iddiasının Bilinen ve bilinmeyen riskleri

Bilinenler Riskler

1- Kaçakçılık nedeniyle mahkumiyet,

2- KDV indirimi Reddi + 3 kat VZC

3- Özel usulsüzlük cezası (aslında sahte fatura kullanma 353/1 anlamında ÖUC gerektirmez ama uygulamada belgesiz mal alışı araştırması yapılmadan kesiliyor)

4- Özel esaslara alınma,

Bilinmeyenler Riskler

1- Belgesiz mal alışı varsa alınmayan faturalar nedeniyle 353/1. ÖUC,

2- Katlanılan maliyetin gösterilenden az olması nedeniyle gelir veya kurumlar vergisi tarhiyatı ve VZC,

3- Sahte fatura komisyon kazancı vergisinin ziyaa uğratılması ve sahteciden aranılamaması durumunda hizmet KDV’si + 1 kat VZC (sahte fatura illiyeti yok bu nedenle 1 kat)

4- Sahte fatura hizmeti almak dolayısıyla fatura almama nedeniyle 353/1. ÖUC

5- Sahte fatura komisyon ödemesinde tevsik zorunluluğuna uymama ÖUC

6- Belgesiz mal alınmış ise, belgesiz mal satışına ait ziyaa uğratılan vergi nedeniyle vergi sorumlusu sıfatıyla KDV + 1 kat VZC (sahte fatura illiyeti yok bu nedenle 1 kat)

7- İbraz edilemeyen belgeler nedeniyle ÖUC

8- Kaçakçılık suçlarının bir çok döneme ilişkin olması nedeniyle zincirleme suç/içtima kurallarının uygulanmaması nedeniyle öngörülmeyen uzun mahkumiyet süresi,

Savunmanın Ayakları

1- En önemlisi Vergi Tekniği Raporu’ndaki çelişkiler ve hatalı değerlendirmelerin tespiti,

2- Sahte fatura kullanma;
a) Sahte fatura düzenlemek,
b) Belgesiz alışları karşılamak,
c) Maliyet ve gider artırmak,
d) KDV indirimi sağlamak,
e) Destek ödemesi almak amacıyla hayali teslim algısı oluşturmak,

için gerçekleştirildiğinden envanter eksikliği veya karşıt tespit çelişkileri gibi lehe hataları saptayarak varsayıma dayalı tarhiyatı kanıtlamak,

3- Fatura konusu emtia veya hizmet alışını başka araçlarla kanıtlamak,

4- İdari İşlemlerdeki usuli eksiklikleri tespit etmek ve ileri sürmek olarak sıralanabilir.

BİLMEDEN SAHTE FATURA KULLANMAK BİR KAT VERGİ ZİYAI CEZASINI GEREKTİRİR Mİ?

Bir kısım mükelleflerin vergi avantajlarından veya indirimlerinden yararlanmak için sahte fatura kullandığı bilinmektedir. Bu eylem genellikle KDV indiriminden yararlanmak, gider ve maliyet artırımı elde etmek, kayıt dışı alışları gizlemek veya sahte fatura düzenleme faaliyetini saklamak maksadıyla yapılmaktadır. Tabi tüm bu durumların vergi incelemesi ile ortaya çıkarılması halinde, ödenmesi gereken vergiler geç veya eksik tahakkuk ettiğinden vergi ziyaı cezası uygulanması gündeme gelmektedir.

Sahte (naylon) ya da yanıltıcı fatura kasıtlı olarak kullanıldığı gibi, düzenleyenin kusurlu fiili nedeniyle kasıtsız kullanılması da mümkündür. Ancak vergi denetim elemanlarının sahte fatura kullanıldığını tespit ettiği her durumda vergi ile birlikte vergi ziyaı cezası kesilmesini de önerdiği görülmektedir. Kesilecek ceza bilerek ve isteyerek (kasten) kullananlara üç kat, bilmeyerek kullananlara ise bir kat olarak önerilmektedir.

Bilerek ve isteyerek veya bilmeyerek kullanma ya da kullanmada kasıt veya kusur bulunup bulunmaması konusunda kanunda cezayı artırıcı yönde bir ayrım yapılmamıştır. Kanundaki ayrım fiilin basit veya nitelikli olup olmamasına ilişkindir. Nitelikli vergi ziyaı eylemleri kaçakçılık suçlarına sebep olan eylemlerden kaynaklanmaktadır. Örneğin sahte fatura kullanmaksızın kayıt dışı işlem ile kazanç elde ederek vergi kaçıran mükellefe kesilmesi gereken ceza 1 kat iken, bu eylemi sahte fatura ile gizleyen veya gösteren mükellefe kesilmesi gereken ceza 3 kat olacaktır.

Bu anlattıklarım karşısında sahte faturaları bilmeden kullananlara bir kısım genel tebliğ düzenlemeleri dikkate alınarak kesilen 1 kat vergi ziyaı cezalarının kanuni dayanağı olduğu söylenemez. Çünkü vergi ziyaı cezaları da aslen bir ceza hukuku yaptırımı olduğundan ceza hukuku için geçerli olan ilkeler vergi ziyaı cezası uygulamasında da geçerli olacaktır. Eğer kanunda vergi ziyaı cezasını artıran nitelikli eylemlere tedbirsizlik veya ihmal (taksir) ile sebep olanlara 1 kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerektiğine yönelik özel bir düzenlemeye yer verilseydi ancak bu durumda bilmeden ve istemeden sahte fatura kullananlara kesilecek ceza 1 kat olabilirdi. Oysa mükellef satın aldığı reel bir emtia ya da hizmet için karşılığında kanuni unsurları görünüşte ihtiva eden bir fatura almış ise, ve faturayı düzenleyen satıcı ya da hizmet sunucusunun eylemi ile faturanın sahteliğine sebebiyet verilmişse (örneğin anlaşmalı matbaada bastırılmaması) burada bilmeden kullanılan sahte fatura nedeniyle verginin ziyaa uğratıldığını söylemeye olanak bulunmaz. Eğer böyle bir işlemde emtia ya da hizmet alınmamış olsaydı -ki çoğu zaman alınmayan ya da başka bir yerden alınan emtia ya da hizmeti göstermek için sahte fatura kullanılır- bu durumda da bilmeden ve istemeden kullanma tabirinin kullanılması isabetli olmazdı. Alınmayan emtia ya da hizmet için nasıl kasıt yokluğundan bahsedilebilir ki?

Uygulamada sahte fatura kullanma oranları düşük olan mükelleflere, kastın varlığı açık olmasına rağmen, sahte faturaların bilinmeden ve istenmeden kullanıldığı değerlendirmesi ile 1 kat vergi ziyaı cezası önerildiği ve kesildiği görülmektedir. Ne ki alınan emtia ya da hizmetin bulunduğu, ancak düzenleyen nezdinde gerçekleşen bir sahtelik işlemi olduğu zamanlarda, alıcıdan temin edilen toplam faturalar tutarının davacının ilgili dönemlerindeki toplam alışlarına oranı ne olursa olsun kesinlikle ne bir kat ne de üç kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekir. Çünkü bahsettiğim gibi gerek gerçek bir ticari işlem olduğundan, gerekse de alıcı açısından kasıt bulunmadığından alıcı adına herhangi bir ceza kesilmemesi ve eğer hazinenin vergi kaybı oluşmuş ise bundan münferiden sahte fatura düzenleyicisinin sorumlu olması gerekir. Aşağıdaki Danıştay kararında da aynı yönde itirazlar ileri sürülmüştür.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun E:2017/610, K:2017/559 sayılı Kararı:

İstemin Özeti : Dava; 2011 yılı işlemleri incelenen davacı adına vergi inceleme raporuna dayanılarak gerçek bir emtia teslimine dayanmaksızın düzenlenmiş faturaları kayıtlarına dahil etmesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 2011 yılının Mart, Nisan ve Aralık dönemleri için re’sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerinin kaldırılması ve vergi ziyaı cezasının bir kat kesilmesinin dayanağı olduğu belirtilen 18.6.2002 tarih ve 24789 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 306 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin son paragrafının “Ayrıca, bu belgeleri kullanmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmiş olması halinde bu mükellefler adına 344’üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekmektedir.” şeklindeki son cümlesinin iptali istemiyle açılmıştır.

Danıştay Dördüncü Dairesi, 22.6.2017 gün ve E:2014/8785, K:2017/5719 sayılı kararıyla; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında, vergi ziyaına 359’uncu maddede yazılı fiillerle sebebiyet verilmesi halinde cezanın üç kat, bu fiillere iştirak edenlere ise bir kat olarak uygulanacağı düzenlemesine yer verildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde, iptal davasının, idari işlem hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaati ihlal edilenler tarafından açılabileceği, aynı Kanunun 15/1-b maddesinde ise ehliyetsiz kişi tarafından açılan davaların reddine karar verileceğinin hükme bağlandığı, İdari Yargılama hukukunda ehliyetin varlığı için kişinin medeni hakları kullanabilme yeteneğinin yanında, iptali istenen işlemle ilgili meşru, kişisel ve güncel bir menfaatinin de ihlal edilmiş olması gerekmekte olup uyuşmazlıkta dava konusu Tebliğde yapılan açıklama doğrultusunda davacıya üç kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekirken bir kat ceza kesildiği, diğer bir ifadeyle davacının lehine işlem tesis edildiği anlaşıldığından, düzenleyici işlemin hukuk düzeninden kaldırılmasında açıklanan nitelikte menfaati bulunmayan davacının idari dava açma ehliyetinin bulunduğundan söz edilmesinin mümkün olmadığı, davanın, vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerine ilişkin kısmına gelince; davaya konu edilen düzenleyici işleme dayalı uygulama işlemi olmayan ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında sayılan Danıştayda ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakılacak davalar arasında yer almayan davanın bu kısmının görüm ve çözümünün, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 6’ncı maddesinin (a) bendi uyarınca vergi mahkemelerinin görevine girdiği gerekçesiyle düzenleyici işlem bakımından davayı ehliyet yönünden; vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri bakımından ise görev yönünden reddederek dosyanın görevli ve yetkili Antalya Vergi Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Davacı tarafından; kasıtlı olarak sahte fatura kullanma fiilinin varlığı somut delillerle ispatlanamıyorsa vergi ziyaı cezası kesilemeyeceği, aksi yöndeki uygulamanın kaynağının kanun değil dava konusu Tebliğ olduğu, davalı idarece de kabul edildiği üzere kusursuz oldukları için kendilerine hiç ceza kesilmemesi gerekirken haksız yere bir kat ceza kesildiği, ödenmesi istenen tutarın hem hukuki hem de maddi menfaatlerini ihlal ettiği, davanın ehliyet yönünden reddedilmesinin mahkemeye erişim haklarının ihlaline neden olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti : Davalı idarelerce temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, duruşma yapılmasına gerek görülmeyerek, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

2011 yılı işlemleri incelenen davacı adına vergi inceleme raporuna dayanılarak gerçek bir emtia teslimine dayanmaksızın düzenlenmiş faturaları kayıtlarına dahil etmesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 2011 yılının Mart, Nisan ve Aralık dönemleri için re’sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerinin kaldırılması ve vergi ziyaı cezasının bir kat kesilmesinin dayanağı olduğu belirtilen 18.6.2002 tarih ve 24789 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 306 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin son paragrafının “Ayrıca, bu belgeleri kullanmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmiş olması halinde bu mükellefler adına 344’üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekmektedir.” şeklindeki son cümlesinin iptali istemiyle açılan davada; düzenleyici işlem bakımından davanın ehliyet yönünden; vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri bakımından ise görev yönünden reddedilerek dosyanın görevli ve yetkili Antalya Vergi Mahkemesine gönderilmesi yolunda verilen Daire kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının dava konusu Tebliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan şeklinde vergi ziyaı suçu, mükellef veya sorumlu tarafından 341’inci maddede yazılı hallerle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi biçiminde tanımlanmış, 2’nci fıkrasında ise vergi ziyaı suçu işleyenlere, ziyaa uğrattıkları verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesileceği belirtilmiş, 3’üncü fıkrasında da vergi ziyaına 359’uncu maddede yazılı fiillerle sebebiyet verilmesi halinde bu cezanın üç kat, bu fiillere iştirak edenlere ise bir kat olarak uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Dava konusu Tebliğin 8’inci paragrafında, yapılan incelemelerde sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belgelerin bilerek, isteyerek kullanılıp kullanılmadığının vergi incelemesine yetkili olanlarca değerlendirilmesi ve bu belgeleri bilerek kullandığı sonucuna varılan mükellefler için vergi suçu raporları düzenlenmesi, haklarında Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurularında bulunulması ile bu belgelerin kullanılması sonucu vergi ziyaına da sebebiyet verilmiş olması halinde 344’üncü maddenin üçüncü fıkrası uyarınca üç kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerektiği; son paragrafında ise ancak, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belgelerin bilerek kullanılıp kullanılmadığının araştırılmasında bu belgeleri bilmeden kullandığı sonucuna varılan mükellefler adına vergi suçu raporları düzenlenmemesi ve haklarında Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmaması icap ettiği; davaya konu edilen son cümlede ise ayrıca, bu belgeleri kullanmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmiş olması halinde mükellefler adına 344’üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendine göre iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaati ihlal edilenler tarafından açılan davalardır. İdare hukukuna özgü bir dava türü olan iptal davaları, idarenin yargısal yolla denetiminin en önemli ve etkili aracıdır. İptal davalarını açabilecek kimseler için aranan menfaat ihlali ön koşulu, davacı ile dava konusu işlem arasında hukuk düzeninin koruduğu, meşru, kişisel ve güncel bir ilginin varlığını ifade etmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, 2011 yılı işlemleri incelenen davacı adına düzenlenen vergi inceleme raporunda gerçek bir emtia teslimine dayanmaksızın düzenlenmiş faturaları kayıtlarına dahil ettiğinin tespit edildiğinden bahisle cezalı tarhiyat önerildiği; ancak, davacının söz konusu sahte faturaları bilerek kullandığı yönünde somut ve objektif delillere ulaşılamadığından dava konusu Tebliğin yukarıda değinilen bölümlerine gönderme yapılarak hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmayacağı ve 213 sayılı Kanunun 341 ve 344’üncü maddeleri gereğince bir kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerektiğinin belirtilmesi üzerine yapılan cezalı tarhiyatla birlikte vergi ziyaı cezasının bir kat kesilmesinin dayanağı olduğu belirtilen Tebliğin anılan kısmının dava konusu edildiğinin anlaşılması karşısında, kasıtlı olarak sahte fatura kullanma fiilinin varlığı somut delillerle ispatlanamıyorsa vergi ziyaı cezası kesilemeyeceği, aksi yöndeki uygulamanın kaynağının kanun değil dava konusu tebliğ olduğu, davalı idarece de kabul edildiği üzere kusursuz oldukları için kendilerine hiç ceza kesilmemesi gerekirken haksız yere bir kat ceza kesildiği iddialarıyla açılan davada kısaca kendisi adına hiç ceza kesilmemesi gerektiğini savunan davacının söz konusu düzenlemenin iptali istemiyle dava açmakta menfaat ilgisi bulunduğu açık olup, düzenleyici işlemin ve bu durumda bu işleme bağlı olarak tesis edilen uygulama işleminin hukuka uygunluğu incelenerek karar verilmek üzere, Daire kararının bozulması gerekmiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Danıştay Dördüncü Dairesinin, 22.6.2017 gün ve E:2014/8785, K:2017/5719 sayılı kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 22.11.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.