TAPUSUZ TAŞINMAZIN SATIŞI RESMİ ŞEKLE BAĞLI OLMADIĞINDAN ADİ YAZILI SENETLE SATIŞI MÜMKÜNDÜR

T.C
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO.2016/20904
KARAR NO.2017/1102
KARAR TARİHİ.06.02.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil, Tazminat

ÖZET:Davacıların tespit sonrası fakat kesinleşme öncesi haricen satın alma ve eklemeli zilyetlik nedenine dayalı ilk isteklerine ilişkin olarak; tapuda kayıtlı bulunmayan taşınmazlar TMK’nun 762. maddesi hükmüne göre menkul mal niteliğindedir. Aynı Kanunun 763. maddesi uyarınca bu gibi malların mülkiyetinin devri zilyetliğin karşı tarafa teslimi ile gerçekleşir. Tapusuz taşınmazın satışı resmi şekle bağlı olmadığından adi yazılı senetle satışı mümkündür. Bu durumda, davacıların davasına dayanak olarak sundukları adi yazılı satış senetlerine konu 35 ada 27 parsel sayılı taşınmazın diğer bir kısım taşınmazlar ile birlikte tapu kaydı ve vergi kaydına istinaden tescilinin yapıldığı görüldüğünden, davacıların satın aldıkları kısımların tapulu veya zilyetlikle edinilen kısımda kalıp kalmadığının kesin olarak belirlenmesi gerekmektedir. Tapusuz ve zilyetlikle edinilen kısımda kaldığı belirlendiği takdirde satışın geçerli olduğu, ancak dava konusu taşınmaz devir borçlusu tarafından diğer davalı …….’a devredildiği gözönüne alındığında davacının muvazaa iddasının TMK 1023. maddesi gereğince iyi niyet veya kötü niyete ilişkin kabul edilerek davacının tapu iptali ve tescil talebinin değerlendirilmesi gereklidir.

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacılar vekili, vekil edenlerinin 1998 yılında yapılan harici satış sözleşmeleri ile dava konusu 1899 ada 3 parsel sayılı taşınmazda davalı …’ya ait hisseden yer satın aldıklarını, fakat hissenin muvazaalı olarak davalı …….’a devredildiğini açıklayarak, dava konusu taşınmazda davalı ……. adına kayıtlı hissenin kısmen iptali ile, satış senetleri ve fiili kullanım durumlarına göre davacılar adına tesciline, mümkün olmadığı takdirde vekil edenlerine ait taşınmazların belirlenecek rayiç değerinin vade farkı ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekili, haricen satımın geçersiz olduğunu ve vekil eden….’ın iyi niyetli olarak taşınmazı satın aldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davacıların ilk talebinin TMK’nun 724. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil davası niteliğinde kabul edilerek anılan madde gereğince bina sahibine tanınan hakkın kişisel hak niteliğinde olduğu ve davalı …’in kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçeleri ile tapu iptali ve tescil istemlerinin ayrı ayrı reddine, ikincil taleplerinin TMK’nun 723. maddesine göre binaların rayiç değerlerinin tazmini isteğine ilişkin bulunduğu, davacı …’nin taşınmaz üzerine bina inşa etmediği, diğer davacılar yönünden tüm paydaşlara husumet yöneltilmediği gerekçeleriyle tazminat istemlerinin reddine, davacıların harici satış bedelinin tahsili veya TMK 723. madde uyarınca arazi maliklerine yönelik tazminat talep etmekte muhtariyetlerine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içeriği ve Kadastro Müdürlüğü’nün 23.02.2016 havale tarihli cevabi yazılarından, dava konusu 1899 ada 3 parsel sayılı taşınmazın; Kadirli Belediye Encümen’in 18.3.2008 tarihli 257 nolu kararına istinaden 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. ve 19 maddeleri ve 2981 sayılı Kanunla değişik 3290 sayılı Kanunun ek-1 maddesi gereği 18. Bölge İmar Uygulama sahasında geri dönüşüm yapılarak,…. mahallesi 35 ada 1, 27, 58, 59 ….parsel sayılı taşınmazların uygulamaya dahil edilmesi neticesinde 02.08.2010 tarihinde davalı … (127593/1133256 hisse oranında) ve dava dışı 3. kişiler adına hisseleri oranında tescil edildiği, davalı …’ya ait hissenin 22.10.2010 tarihinde diğer davalı … ….’a devredildiği anlaşılmıştır. Davacıların davaya dayanak olarak sundukları 02.10.1998, 22.2.1998 ve 14.7.1998 tarihli adi yazılı şekilde düzenlenmiş satış senetlerinde ise, satıma konu taşınmazın 35 ada 27 parsel sayılı taşınmaz olduğu ve Tapulama Mahkemesinde yargılamasının devam ettiğinin belirtildiği görülmüştür. Buna göre 35 ada 27 parsel sayılı taşınmaza ilişkin tapu ve tapulama tutanağının incelenmesinde, 3.6.1980, 25.9.1980, 13.10.1980 tarih sırasıyla 1,11,10 sıra tapu kayıtları ve 1936 yılı 43 hesap 47 tahrir nolu vergi kaydı ile 47 ada 2 parsel sayılı taşınmaz ile birlikte kayıt malikleri adına hisseleri oranında (… 23026/589402 hisse) 12.11.1981 tarihinde tespit edildiği, …. … vs itirazları neticesinde ayrı ayrı davalar açıldığı ve bu davaların birleştirilerek görülmesine karar verildiği, … 2. Kadastro Mahkemes’nin 1999/6 Esas, 2003/11 Karar sayılı dosyası ile yapılan yargılamada, 35 ada 1-29 parseller, 35 ada 58.59,60 parseller, 47 ada 2 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin kadastro tespitlerine itirazların incelendiği, dava konusu 35 ada 27 parsel sayılı taşınmaz ve aynı kök tapu kaydı ve vergi kaydı kapsamında bulunan 35 ada 57, 58, 59, 60 ve 47 ada 2 parsel sayılı taşınmazların kayıt maliklerinin zilyetliklerinde bulunduğu, zilyetliklerinin kanunun öngördüğü süreyi doldurduğu açıklanarak, bu taşınmazlar hakkında tapu ve vergi kaydına istinaden bilirkişi raporunda belirtilen hisseler oranında … (35 ada 27 parsel sayılı taşınmazda … 33820 hisse) ve diğer kayıt malikleri adına tesciline karar verildiği ve kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 11.05.2005 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.

Şu halde; her ne kadar, Mahkemece dava; harici satın alma ve temliken tescil hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil mümkün olmadığı takdirde tazminat istemi olarak nitelendirilmiş ise de, dava tespit sonrası fakat kesinleşme öncesi haricen satın alma ve eklemeli zilyetlik hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece iddianın ilk bölümü TMK 724 vd maddelerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olduğu kabul edilerek bu yönde değerlendirme yapılmıştır, ancak dava dilekçesi ve yargılama aşamasında davacıların TMK 724. maddesine dayalı bir talepte bulunmadıkları, dosyaya sundukları 1998 tarihli adi yazılı harici satış senetleri ile dava konusu 35 ada 27 parsel sayılı taşınmazda (imar sonrası 1899 ada 3 parsel sayılı) bir kısım bölümleri satın aldıkları iddiasında bulunarak tespit sonrası ve fakat kesinleşme öncesi eklemeli zilyetliğe dayandıkları anlaşılmaktadır.

Davacıların tespit sonrası fakat kesinleşme öncesi haricen satın alma ve eklemeli zilyetlik nedenine dayalı ilk isteklerine ilişkin olarak; tapuda kayıtlı bulunmayan taşınmazlar TMK’nun 762. maddesi hükmüne göre menkul mal niteliğindedir. Aynı Kanunun 763.
maddesi uyarınca bu gibi malların mülkiyetinin devri zilyetliğin karşı tarafa teslimi ile gerçekleşir. Tapusuz taşınmazın satışı resmi şekle bağlı olmadığından adi yazılı senetle satışı mümkündür. Bu durumda, davacıların davasına dayanak olarak sundukları adi yazılı
satış senetlerine konu 35 ada 27 parsel sayılı taşınmazın diğer bir kısım taşınmazlar ile birlikte tapu kaydı ve vergi kaydına istinaden tescilinin yapıldığı görüldüğünden, davacıların satın aldıkları kısımların tapulu veya zilyetlikle edinilen kısımda kalıp kalmadığının kesin olarak belirlenmesi gerekmektedir. Tapusuz ve zilyetlikle edinilen kısımda kaldığı belirlendiği takdirde satışın geçerli olduğu, ancak dava konusu taşınmaz devir borçlusu tarafından diğer davalı …….’a devredildiği gözönüne alındığında davacının muvazaa iddasının TMK 1023. maddesi gereğince iyi niyet veya kötü niyete ilişkin kabul edilerek davacının tapu iptali ve tescil talebinin değerlendirilmesi gereklidir.

O halde; Mahkemece, taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıklarda nizalı taşınmazın bulunduğu yerde yöntemine uygun olarak keşif yapılmalı, yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının 6100 sayılı HMK’nun 243 ve 244 madde (HUMK’nun 258 ve 259. maddeleri) hükmü uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılmak suretiyle mümkün olduğunca taşınmaz başında yapılacak keşifte dinlenilmeleri, davaya konu 02.10.1998, 22.2.1998 ve 14.7.1998 satış senetlerinin aslının ve dava konusu taşınmazın hükmen tesciline esas …. 2. Kadastro Mahkemesi’nin 1999/6 Esas, 2003/11 Karar sayılı dosyası kapsamında bulunan rapor ve krokilerin yapılacak keşifte uygulanması, dava konusu yerlerin tapulu alanda kalıp kalmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde
belirlenmesi ve belirlenecek duruma göre az yukarıda açıklanan hususlar gözönünde bulundurularak davacıların tapu iptali ve tescil isteklerinin değerlendirilmesi gereklidir. Bundan ayrı, davacılar vekilinin terditli istemi olan taşınmazların rayiç değerinin
davalılardan tahsili istemi yönünden yapılan incelemede; her ne kadar taşınmazların rayiç değerlerinin tahsili talep edilmiş ise de, bilindiği üzere, harici satışın hüküm ifade etmemesi durumunda taraflar verdiklerini geri alabilirler. 10.07.1940 tarih 1939/2 esas
ve 1940/77 karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre “Haricen yapılan (tapu memuru huzurunda yapılmayan) taşınmaz mal satışından dönüldüğünde, satış bedelini geri vermeyen taraf, parası geri verilinceye kadar yararlandığı ürünleri ödemek
ve ecrimisil vermekle yükümlü değildir.” Şu halde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre geçersiz sözleşmelerde, akdin geçersizliği sebebiyle her iki taraf verdiğini geri alabilir. Bu durumda, davacılar vekilinin terditli isteğinin bu çerçevede değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile TMK 723. maddesindeki koşulların oluşmadığı, harici satış bedelinin tahsili ve TMK 723. madde uyarınca arazi maliklerine yönelik tazminat talep etmekte muhtariyetlerine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın temyiz edene iadesine, 06.02.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

AVUKAT ÜCRETİ KARŞILIĞI GAYRİMENKUL SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ DÜZENLEYEMEZ

T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2013/20865
KARAR NO: 2014/5278
KARAR TARİHİ: 26.2.2014

DAVA : Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalının avukat olduğunu, kendisinin de …’ın mirasçısı olduğunu, davalı avukat ile miras bırakandan hissesine düşecek taşınmazlarla ilgili davaları takip etmek ve sonuçlandırmak üzere anlaştığını, davalının vekalet ücreti olarak kendisinin hissesine düşecek taşınmazların %25’ini istemesi üzerine … Noterliğinin 22.01.2004 tarih ve 1888 yevmiye sayılı düzenleme şeklindeki Gayrımenkul satış vaadi sözleşmesi ile Arap Süleyman’ın 13 taşınmazından hissesine düşecek bölümün %25’ini davalıya 11.200.00.TL’ya satmayı vaat ettiğini bu vaadin göstermelik olduğunu aralarında bedel ödenmesinin sözkonusu olmadığını,bu durumun satış vaadi sözleşmesine de yazıldığını, davanın kazanılması halinde vekalet ücreti olarak taşınmazların %25’inin davalıya verildiğini, satış vaadi yapılan payın, mahkeme kararı kesinleşip varisler adına tapuya intikal etmeden önce başkasına devrinin yapılamayacağının, eğer böyle bir devir yapılırsa sözleşmenin geçersiz sayılacağının kararlaştırıldığını ancak davalının bu sözleşmeye aykırı olarak … Kadastro Mahkemesi’nin 2003/27 Esas ve 2004/19 Karar sayılı dosyasında verilen kararın kesinleşmesi ve hissedarların adlarına tescil edilmesini beklemeden … 22. Noterliği’nin 21.03.2006 tarih ve 6716 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde taşınmaz mal satış vaadi ve temlik sözleşmesi ile vaade konu %25 hisseyi dava dışı … Gayrımenkul Ticaret A.Ş.’ne devrettiğini, böylece aralarındaki sözleşmeyi geçersiz hale getirdiğini, ayrıca davalı avukatın başka dosyalarda da vekilliğini yaparken aralarındaki güvene ve hesap verme yükümlülüğüne aykırı olarak davalının … 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/408 Esas ve 2007/375 Karar sayılı dava dosyasında lehe kurulan hüküm bedeli ve masrafları 30.12.2008 tarihinde tahsil etmesine rağmen kendisine haber vermediğini yine 05.02.2007 tarihinde … 6. Noterliğinin 04183 yevmiye sayılı satış vaadi sözleşmesi ile hak etmediği halde davalının sözleşmeden doğan hakkını ve yetkisi olmadan kendi hissesini … Semt Pazarcıları Odasına devretttiğini ve satış bedelinin de tahsil edildiğini sonradan öğrendiğini, davalının meslek etiğine ve aradaki vekalet akdine aykırı davrandığını, vekalet ücreti karşılığı satış vaadi sözleşmesi ile davaya konu taşınmazların belirli hissesinin alınmasının yasa gereğince yasak olduğunu, davalıyı 24.02.2012 tarihinde azlettiğini ileri sürerek … 7. Noterliği’nin 22.01.2004 tarih ve 1888 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde gayrımenkul satış vaadi sözleşmesinin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Her ne kadar mahkemece, davalının kadastro mahkemesinde görülmekte olan davalarda verilen bir kısım kararlar kesinleşmeden 21.03.2006 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile hakkını … Gayrımenkul Ticaret A.Ş.’ne devrettiği anlaşılıyorsa da sözleşmede gösterilen satış vaadi sözleşmesinin mahkeme kararları kesinleşmeden devredilemeyeceği yönündeki şartın satış vaadi sözleşmesinin geçerlilik şartı olmadığı, iptali istenen satış vaadi sözleşmesinin değil sonraki devir sözleşmesinin geçersizliğinin vurgulandığı, davalının sözleşmeyi dava dışı şirkete devretmesinini sözleşmenin iptali sebebi sayılamayacağı ancak davacı açısından davalının sözleşmeyi dava dışı üçüncü kişiye devretmesi işleminin geçersiz sayılması gerektiği, davacı tarafın dayandığı diğer sebeplerin sözleşmenin iptalini gerektiren hususlar olmadığı zira söz konusu iddiaların taraflar arasında bulunan vekalet sözleşmesinin iptalini gerektiren sebepler olarak ileri sürülebileceği, satış vaadi sözleşmesinin ise taraflar arasında yapılan vekalet sözleşmesi ile ilişkisinin bulunmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş ise de; Taraflar arasında imzalanan … 7. Noterliğinin 22.01.2004 tarih ve 1888 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde gayrımenkul satış vaadi sözleşmesi ile davacının murisi olan…nin tapuda 1/3 hisseye sahip olduğu ancak … Kadastro Mahkemesinde derdest bulunan 1990/58, 1991/3195, 1994/21, 1994/42 ve 1998/272 Sayılı tespite itiraz davaları devam eden toplam 13 parseldeki hissesinin %25’inin davalı alıcıya 11.200.00.TL bedelle satmayı vaat ettiği, satış vaadi bedelinin taraflar arasında alınıp verilmediği,
2013/20865-2014/5278

Derdest davanın kesin hükümle satıcılar lehine sonuçlandığında ve tescil edildiğinde %25 oranındaki tapunun alıcıya verileceği, satıcı ve alıcıya düşecek tüm taşınmazların tapuya tescil işlemlerinin alıcı tarafından yapılacağı, tüm resim, harç masrafları ve derdest davaların tüm masraflarının alıcı tarafından karşılanacağı, davaların aleyhte sonuçlanması halinde tarafların birbirinden hiç bir hak talep etmeyeceği, alıcının satış bedeli ve mahkeme masraflarını satıcılardan talep etmeyeceği, satış vaadi yapılan payın mahkeme kararı kesinleşip varisler adına tapuya intikal etmeden önce başkasına devir yapılamayacağı, yapılırsa sözleşmenin geçersiz sayılacağı kararlaştırılmıştır. Bu sözleşmeye dayanak yapılan mahkeme kararları kesinleşmeden ve tapuya tescilleri yapılmadan davalı avukatın, … 22. Noterliğinin 21.03.206 tarih ve 6716 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde taşınmaz mal satış vaadi ve temlik sözleşmesi ile haklarını dava dışı … Gayrımenkul Ticaret A.Ş’ ne devretmesi sebebiyle taraflar arasında düzenlenen … 7. Noterliğinin 22.01.2004 tarih ve 1888 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde gayrımenkul satış vaadi sözleşmesi geçersiz hale gelmiştir. Kaldı ki … 7. Noterliğinin 22.01.2004 tarih ve 1888 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde gayrımenkul satış vaadi sözleşmesinin avukatlık ücreti karşılığı düzenlendiği ve bu sözleşmenin de Avukatlık Kanunu’ nun 164/3 maddesinde belirtilen hasılı davaya iştirak yasağına aykırı ve geçersiz olduğu dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece, açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken az yukarda yazılı yanlış gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.02.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

HACİZDE SATIŞ İSTEME SÜRESİ HACİZ KARARININ VERİLDİĞİ TARİHTE BAŞLAR

T.C
YARGITAY
12.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/16051
KARAR NO:2017/8674
KARAR TARİHİ:01.06.2017

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, taşınmazları haciz yükü ile satın alan şikayetçi üçüncü kişinin, İİK.nun 106 ve 110. maddeleri gereğince haczin düştüğünü ileri sürerek taşınmazlar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

Bilindiği üzere; haciz tarihi itibariyle uygulanması gereken İİK’nun 106. maddesi hükmüne göre; “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren nihayet bir sene içinde ve taşınmaz ise nihayet iki sene içinde satılmasını isteyebilir.” İİK’nun 110. maddesinde ise; “Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya talep geri alınıpta bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar ” düzenlemesi yer almaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki, yukarıda değinilen maddelerde yer alan satış isteme süreleri hak düşürücü nitelikte olup; mahkemece satış talebinin öngörülen süreler içinde yapılıp yapılmadığını re’sen gözetmelidir. Satış isteme sürelerinin geçmesine karşın tapu sicilinde şeklen varlığını sürdüren haciz İİK’nun emredici nitelikteki anılan maddelerine aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.

Öte yandan, taşınmazın usulüne uygun olarak haczedildiğinin kabulü için icra müdürlüğünce haciz kararı verilmesi yeterli olup, haczin geçerliliği ve tamamlanmış sayılması için ayrıca tapu siciline şerh verilmesi zorunlu değildir. Konuya ilişkin tasarruf yetkisi kısıtlamalarının tapu kütüğüne şerh verilebileceğini hükme bağlayan TMK’nun 1010. maddenin son fıkrası uyarınca haciz şerhi verilmekle, taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir. Tapuya işlenmesi, haczin kurucu unsuru olmayıp bildirici nitelik taşır. Ne var ki 3. kişilere karşı ileri sürülebilmesi için haczin tapu siciline işlenmesi gerekmektedir.

Somut olayda, taşınmazların haczi için icra müdürlüğünce 05.01.2010 tarihli haciz müzekkeresi yazıldığı, tapu sicil müdürlüğü tarafından 249 yevmiye ile 15.01.2010 tarihinde haciz şerhinin verildiği, alacaklı tarafından 13.01.2012 tarihinde satış talebinde bulunulduğu ve satış avansının 13.01.2012 tarihli makbuzla yatırıldığı görülmektedir. Bu durumda, 05.01.2010 olan haciz tarihinden itibaren 2 yıl olan satış isteme süresi geçmiş olduğundan taşınmazlar üzerindeki hacizler düşmüş bulunmaktadır.

O halde, mahkemece, İİK’nun 110. maddesi gereğince, mahcuz taşınmazlar üzerindeki hacizlerin yasal sürede satış istenmediğinden kalktığı hususu dikkate alınarak, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, haciz kararının verildiği tarih yerine haczin tapuya şerh verildiği tarihin haciz tarihi olarak kabulü ile satış isteminin yasal süresinde yapıldığından bahisle isteminin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.06.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İHALENİN FESHİ, İFLASIN ERTELENMESİ DAVASINDA VERİLEN TEDBİR KARARI KAPSAMINDA İPOTEK KONUSU TAŞINMAZIN SATIŞI YAPILAMAZ

T.C
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2017/93
KARAR NO:2017/1275
KARAR TARİHİ:06.02.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve
dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Şikayet eden borçluların icra mahkemesine başvurularında; 04.12.2015 tarihli ihalenin feshini talep ettikleri, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir. İİK’nun 179/b maddesi hükmü gereğince; iflasın ertelenmesi kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere, hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de, erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak, bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.

Somut olayda, … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/515 E. sayılı dosyası ile borçlu şirket tarafından açılan iflasın ertelenmesi davası kapsamında, anılan mahkemece, 15.11.2013 tarihinde; “Dava sonuçlanıncaya kadar talep eden şirket hakkında yapılmış ve yapılacak icra takiplerinde taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılmış veya başlatılacak takiplerde dahil olmak üzere muhafaza ve satış işlemlerinin durdurulmasına” şeklinde tedbir kararı verildiği, 25.03.2015 tarihli nihai kararda ise iflasın bir yıl süre ile ertelenmesine, tedbirlerin ise devamına hükmedildiği görülmektedir. İİK’nun 149. maddesinde; “İcra müdürü, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmiş ise ayrıca bunlara birer icra emri gönderir” hükmüne yer verilmiştir. Yine İİK.nun 150/ı maddesinde; “Borçlu cari hesap veya kısa orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrinakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf …. noterden tasdikli bir sureti icra müdürüne ibraz ederse, icra müdürü 149. madde uyarınca işlem yapar……” hükmü yer almaktadır.

İİK’nun 149. maddesi içeriğinden, asıl borçlu ile ipotek veren arasında zorunlu takip arkadaşlığının bulunması nedeniyle haklarında birlikte takip yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Şu halde, asıl borçlu hakkında iflasın ertelenmesi davası kapsamında verilen tedbir kararının, hem söz konusu kararın niteliği gereği, hem de zorunlu takip arkadaşlığı nedeniyle ipotekli taşınmaz maliki yönünden sonuç doğurmayacağının kabulü mümkün değildir.

Takip dosyasının incelenmesinde; asıl borçlunun …A.Ş. olduğu, ipotekli taşınmaz maliklerinin ise … ve … olduğu, takibin, asıl borçlu şirketin borçlarından dolayı ve söz konusu şirket lehine verilen ipoteğe dayalı olarak başlatıldığı görülmektedir. Bu durumda, iflasın ertelenmesi davasında verilen tedbir kararı kapsamında ipotek konusu taşınmazın satışı gerçekleştirilemeyeceğinden, mahkemece, ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. Öte yandan şikayetçilerden …’ın gerekçeli karar başlığında gösterilmemesi de doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Borçluların temyiz istemlerinin kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre borçluların temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.02.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İHALENİN FESHİ- MAHCUZLARIN ARALARINDA EKONOMİK BÜTÜNLÜK BULUNDUĞUNUN BELİRLENMESİ HALİNDE BİRLİKTE SATILMASI-YETERSİZ BİLİRKİŞİ RAPORU

T.C
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016/25527
KARAR NO: 2017/2317
KARAR TARİHİ:21.02.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda ihaleye konu menkul malların ayrı ekonomik değerlere haiz olmaları ve kendi aralarında ekonomik bütünlüğün bulunmaması nedenleriyle ayrı ayrı satışlarının yapılması gerekirken, tüm malların birlikte satılmasının doğru olmadığı gerekçesiyle ihalenin feshinin talep edildiği, mahkemece şikayetin reddine karar verilerek borçlu aleyhine para cezasına hükmedildiği anlaşılmıştır.

Somut olayda, mahkemece alınan bilirkişi raporunda ekonomik bütünlük hususu irdelenmiş ve menkul malların ayrı ekonomik değerleri olduğu da belirtilerek ayrı ayrı satılmaları gerektiği rapor edilmiş, mahkemece yeterli olmayan bilirkişi raporu dikkate alınmayarak şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

Aralarında ekonomik bütünlük bulunmayan mahcuzların birlikte satılması, eş söyleyiş ile tek bir ihalede satılması kural olarak mümkün değildir. Ancak, mahcuzların aralarında ekonomik bütünlük bulunduğunun belirlenmesi halinde birlikte satılmaları mümkündür.

Her ne kadar mahkemece yeterli olmayan bilirkişi raporuna itibar edilmemesi yerinde ise de; mahkemece, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak satışa konu menkuller arasında ekonomik bütünlük bulunup bulunmadığı, tarafların menfaatleri ile değer artışı ve talep görme hususları birlikte değerlendirilerek menkullerin birlikte mi, yoksa ayrı ayrı mı satılmasının uygun olacağı tespit edildikten sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.02.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.