TÜKETİCİDEN ALINAN SENETLERİN “NAMA YAZILI” DEĞİLDE “EMRE YAZILI” ŞEKLİNDE DÜZENLENMESİ GEÇERSİZ OLUP- SENETLER CİRO EDİLMİŞ OLSA DA HAMİLİN İYİ NİYETLİ YADA KÖTÜ NİYETLİ OLMASININ BİR ÖNEMİ YOKTUR

TK-MADDE 4 – (5) Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2015/19350
KARAR NO. 2017/4278
KARAR TARİHİ. 12.4.2017

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Davacı, davalı tarafından inşa edilmekte olan siteden 12.11.2013 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile 170.000,00 TL bedelle bir daire satın aldığını, 88.000,00 TL’sini ödediğini kalan miktarında her ay 2.000,00 TL olacak şekilde taksitlendirildiğini, bu sebeple davalıya senetler verdiğini ancak davalının iflasın ertelenmesi başvurusu yaptığını, inşaatları bitiremediğini, belediye tarafından inşaatların durdurulduğunu ve ne zaman biteceğininde bilinmediğini, sözleşmeyi feshetmek istediğini ve bu sebeple ödediği 88.000,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve kalan ödenmemiş senetlerinde iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle ödenen 88.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının senetlerin iptaline yönelik talebinin ise reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı eldeki dava ile davalı ile aralarında imzalanmış olan satış vaadi sözleşmesinden dolayı davalıya ödediği bedelin iadesi ile verdiği senetlerin iptalini istemiş, mahkemece, ödenen satış bedelinin davacıya iadesine, senetlerin iptaline dair talebin ise, senetler davalı tarafından dava dışı bankaya ciro edildiğinden ve senetlerin temlik amaçlı olarak ciro edildiği anlaşıldığından davacı tarafından şahsi defilerin dava dışı bankaya karşı ileri sürülemeyeceğinden bahisle, reddine karar verilmiştir. davacı, dava dilekçesinde senetlerin iptalini istemekle menfi tespit talebinde de bulunmuş olmaktadır.

Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşme geçersiz kabul edilmiş karar bu yönüyle temyize getirilmediğinden bu husus kesinleşmiştir ayrıca taksitli satışlarda senetler, sözleşmede kararlaştırılan her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenlenebilir, aksi halde kambiyo senedinin geçersiz olduğunun kabulü gerekir. Eldeki davada düzenlenen senetlerin nama yazılı değil emre yazılı olması nedeni ile tüketici yönünden herkese karşı geçersizdir. Bu anlamda cirantanın iyiniyetli yada kötüniyetli olmasının bir önemi yoktur. Hal böyle olunca mahkemece, her ne kadar banka davada taraf gösterilmemiş ise de, anlatılan gerekçelerle sözleşmeye ve davaya konu senetler yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde bu talebin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 27,70 TL harcın istenmesi halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.04.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2015/37676
KARAR NO. 2017/2716
KARAR TARİHİ. 1.3.2017

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmasız, davalı … İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı … Dek. San. Ltd. Şti. Yetkilisi … ve vekili avukat … ile davacı vekili avukat …’ün gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı …S. İnş. şirketi ile dava dışı arsa sahibi arasında imzalanan kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile davalı yüklenici şirketin ….ili … ilçesi …Mah. …ada…parsel üzerine bina inşa etmeyi taahhüt ettiğini, bu sözleşmeye göre sözleşme tarihinden 6 ay sonra ruhsatın alınarak inşaata başlanacağının kararlaştırıldığını, aradan 14 ay geçmiş olmasına karşın inşaat alanında hiçbir faaliyet olmadığını ve 23.08.2013 tarihinde kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshedildiğini, kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre davalı yüklenici şirkete kalan 26 numaralı bağımsız bölümü 06.04.2013 tarihli sözleşme ile 235.000,00 TL bedel karşılığı satın aldığını, sözleşme kapsamında 120.000,00 TL ödediğini, bakiye 115.000,00 TL tutar için 36 adet senet düzenlendiğini, davalı yüklenicinin bu senetleri diğer davalı … şirketine ciro ettiğini, 9 adet senet bedelini davalı … şirketine ödediğini, senetlerin nama yazılı olarak düzenlenmemesi sebebiyle geçersiz olduğunu ileri sürerek; kat karşılığı inşaat sözleşmesi feshedilmekle haklı olarak sözleşmeden döndüğünden; sözleşmenin feshedildiğinin ve 18.2.2014-18.4.2016 tarihleri arasındaki 27 adet senet yönünden davalılara borçlu olmadığının tespitine ve senetlerin iptaline, ödenen 9 adet senet bedeli 27.000,00 TL’nin her bir senedin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı …S. şirketi davaya cevap vermemiş, davalı … şirketi davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin feshi ile 27.000,00 TL’nin davalı …S. şirketinden tahsiline, bedelsiz kalan 27 adet senet yönünden davalılara borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı … şirketi tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-)Dava, yükleniciden satın alınan konutun teslim edilmemesi sebebiyle sözleşmeden dönme ve harici satış sözleşmesi kapsamında nama yazılıdüzenlenmeyen senetler yönünden menfi tespit ve ödenen senet bedellerinin istirdadı istemine ilişkindir. Davacının davalı …S. şirketinden satın aldığı dairenin tapusu verilmemiş ve davacının verdiği senetler yüklenici şirket tarafından diğer davalı … şirketine ciro edilmiş olup, davacının toplam 27.000,00 TL’lik senet bedelini davalı … şirketine ödediği, dosyadaki delillerden anlaşılmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 4822 Sayılı Kanun ile değişik 4077 Sayılı TKHK.nun 6/A maddesinde, taksitli satışlarda kıymetli evrak niteliğinde düzenlenecek senetlerin, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenleneceği, aksi halde kambiyo senedinin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Eldeki davada her taksit için ayrı ayrı düzenlenen bonolarda alacaklı olarak “…. Limited Şirketine veyahut emrühavalesine” ibaresi bulunduğundan, bu senetler nama yazılı olmadığından geçersizdir. Şu halde davacı tarafından ödenen 27.000,00 TL’nin sadece…. şirketinden değil, ödemenin yapıldığı davalı … şirketinden de tahsiline karar verilmesi gerekirken, mahkemece sadece davalı …S. şirketinden tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan sebeplerle temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, 1480,00 TL duruşma avukatlık parasının davalı …tan alınarak davacıya ödenmesine, 12.033,33 TL kalan harcın davalı … Ltd. Şirketi’nden alınmasına, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

KAMBİYO TAKİBİ, VADESİ GELMEMİŞ SENEDİN TAKİBE KONMASI, TAKİBİN İPTALİ

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2015/20155
KARAR NO:2015/28709
KARAR TARİHİ:19.11.2015
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Gördes İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 20/02/2015
NUMARASI: 2014/23-2015/8

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı vekili tarafından 11 adet bonoya ve muacceliyet sözleşmelerine dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus yolla takibe başlandığı, borçlulara örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçluların icra mahkemesine başvurarak, yetkiye itirazlarının yanında 15.08.2014 ve 15.09.2014 vade tarihli bonolar dışında diğer bonoların vadelerinin gelmediğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece HMK’nun 17. maddesine göre yetki anlaşmasının geçerli olduğu gerekçesiyle yetki itirazının reddine, taraflar arasında düzenlenen bonolardan bir tanesinin ödenmemesi halinde diğer bonolarında muaccel olacağına yönelik yine taraflar arasında kabul edilen sözleşme ibraz edildiği gerekçesiyle itirazların reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip, İİK’nun 168. maddesinin birinci fıkrasına göre ancak vadesi gelmiş kambiyo senetleri için yapılabilir.

Takip dayanağı bonolarda vadesinde ödenmediği takdirde müteakip bonoların da muacceliyet kesbedeceği yolunda kayıt bulunması, bu senetlerin kambiyo senedi olma özelliğini etkilemez. Bu gibi kayıtlar yazılmamış sayılır.

Muacceliyet şartı, ayrıca bir sözleşmede belirlenmedikçe, anılan kayıt ilgililer yönünden hiçbir sonuç doğurmaz (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku 2. baskı, sayfa 487 ve 1002). Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarında da belirtildiği üzere, senetlerin birinin vadesinde ödenmemesi halinde diğer senetlerin muaccel olacağına ilişkin taraflar arasında, ayrıca bir sözleşme yapılması ve sözleşme ile bonolara açıkça atıfta bulunulması halinde muacceliyet koşulu geçerlidir.

Somut olayda kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine 10.12.2014 tarihinde başlandığı, takibe dayanak yapılan 11 adet bonodan 15.08.2014 ve 15.09.2014 vadeli bonoların takip tarihinde vadelerinin geldiği, diğer bonoların ise henüz vadelerinin gelmediği görülmektedir.
Alacaklı tarafından icra dosyasına ibraz edilen 06.06.2014 tarihli sözleşmelerde takibe dayanak bonolara açıkça bir gönderme yapılmamış olup, borçluların da muacceliyet anlaşmasının varlığına yönelik bir kabulü bulunmamaktadır.
O halde mahkemece, Manisa mahkemelerinin yetkisi kararlaştırılan 15.02.2015 vade tarihli ve 15.04.2015 vade tarihli bonolar yönünden yetki itirazlarının kabulü gerekir.

Öte yandan takip tarihi itibariyle vadesi gelmemiş olan 15/01/2015, 15/02/2015, 15/04/2015, 15/06/2015, 15/10/2015, 15/08/2015, 15/12/2015, 15/02/2016, 15/04/2016 vade tarihli bonolar yönünden takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/11/2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.

TEMİNAT SENEDİ

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/12036
KARAR NO:2017/3700
KARAR TARİHİ:13/03/2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

İNŞAAT TAŞERON SÖZLEŞMESİ’NDE DÜZENLENECEĞİ BELİRTİLEN TEMİNAT SENEDİNİN İSPATI

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve
dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan takipte; senette aval veren olarak yer alan borçlu icra mahkemesine başvurusunda; sair iddiasının yanında takibe konu senedin, keşideci … Ltd. Şti ile lehdar … A.Ş arasında
düzenlenen sözleşme kapsamında, teminat amacıyla verildiğini belirterek takibin iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece; takibe konu senedin, … Ltd. Şti. ile … A.Ş arasında düzenlenen “İnşaat Taşeron Sözleşmesi” nedeniyle alındığını, bu nedenle senet bedelinin tahsilinin gerekip gerekmeyeceğinin yargılamayı gerektirdiği gerekçesi ile takibin durdurulmasına karar verildiği görülmektedir.

Takip dayanağı senedin, teminat senedi olduğu iddiasının, hangi ilişkinin teminatı olduğu senet üzerine yazılmak suretiyle ya da takip dayanağı senede açık atıf yapan İİK’nun 169/a-1. maddesinde yazılı nitelikte bir belge ile ispatlanması gerekmektedir. Açıkça atıf
yapıldığının kabulü için senedin, vade ve tanzim tarihleriyle miktarlarının belirtilmesi gereklidir (HGK’nun 06.03.2013 tarih ve 2012/12-768 E., 2013/312 K. ve 20.06.2001 tarih ve 2001/12-496 sayılı kararları).

Her ne kadar “İnşaat Taşeron Sözleşmesi”nin 6. maddesi uyarınca, teminat senedi düzenleneceği belirtilmiş ise de takibe konu senedin bu sözleşme kapsamında düzenlendiği hususunun ispatlanamadığı, bir başka deyişle, yukarıda anılan Hukuk Genel
Kurulu kararında benimsenen ve Dairemizce de kabul gören ilkeler bağlamında “İnşaat Taşeron Sözleşmesi”nde düzenleneceği belirtilen teminat senedinin, takibe konu senet sayılabilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir.

O halde, sözleşmede teminata ilişkin açık atıf ve alacaklının da kabulü bulunmadığına göre mahkemece istemin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile takibin durdurulması yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/03/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi. http://www.kararara.com

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO:2012/12-768
KARAR NO:2013/312
KARAR TARİHİ:06.03.2013

TEMİNAT SENEDİ–İCRA MAHKEMELERİNİN ŞEKLİ İNCELEME YAPMASI
İCRA VE İFLAS KANUNU (2004) Madde 168

Taraflar arasındaki “şikayet” isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4.İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.03.2010 gün ve 2009/4252 E.-2010/309 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı (Alacaklı) vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 14.02.2011 gün ve 2010/20209 E.-2011/591 K. sayılı ilamı ile;

(…Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe konu senedin alacaklı banka ile düzenlenen kredi sözleşmesinin teminatı olarak verildiğinden bahisle takibin iptali istenilmektedir.

Takip dayanağı 24.03.2008 tarihli ve 150.000 YTL tutarlı bonoda, bononun teminat amaçlı verildiğine yönelik bir açıklama olmadığı gibi, taraflar arasında düzenlenen 24.03.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinde de dayanak senedin teminat olarak verildiğine dair bir kayıt bulunmamaktadır. Alacaklı vekilinin 08.03.2010 günlü cevap lahiyasındaki, açıklamaları da takip konusu senedin teminat amaçlı alındığını göstermediğinden; mahkemece, dayanak senedin teminat senedi olduğuna yönelik itirazın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir.

Diğer taraftan, kabule göre de; İİK’nun 168/5.maddesine göre borca itiraz dilekçesinin ödeme emri tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde mahkemeye verilmesi gerekmektedir. Somut olayda, örnek (10) ödeme emri borçlulardan Abdurrahim ‘e 08.12.2009 tarihinde tebliğ edilmiş, itiraz ise 16.12.2009 tarihinde yapılmıştır. Bu itiraz, yukarıda açıklanan madde hükmüne göre yasal süresinde değildir. Borçlu tarafından itiraz dilekçesinde anılan tebligatın usulsüzlüğü yönünde bir beyanda da bulunulmadığına göre mahkemece adı geçen bu borçlu yönünden istemin süre aşımı nedeni ile reddi yerine işin esasının incelenerek sonuca gidilmesi de doğru değildir…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstem, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe konu senedin alacaklı banka ile düzenlenen kredi sözleşmesinin teminatı olarak verildiğinden bahisle takibin iptaline ilişkindir.

Şikayetçi borçlular vekili, davalı alacaklı tarafından müvekkilleri aleyhine İstanbul 1.İcra Müdürlüğü’nün 2009/713 Esas sayılı dosyasıyla takip yapıldığını, takibin dayanağı senedin takip alacaklısı tarafa teminat olarak verildiğini, müvekkillerinin takip dayanağı senede istinaden hiçbir borcu bulunmadığını, müvekkilinin aldığı kredinin teminatı olarak takip dayanağı senedi verdiğini, müvekkilinin bankaya olan borcunun takip miktarının çok altında olduğunu, davalı Bankanın müvekkiline verdiği kredinin bir kısmının ödenmemesinden doğan kredi sözleşmesini işleme koymak yerine teminat senedini işleme koyup kambiyo hukukunun kolaylıklarından yararlanma yoluna gittiğini, takip konusu senedin kambiyo vasfı bulunmadığını belirterek, İstanbul 1.İcra Müdürlüğünün 2009/713 E. sayılı dosyasından yapılmış takibin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı alacaklı vekili, N……Bilişim Teknolojileri Abdurrahim tarafından keşide edilen, Necdet ve Hatice tarafından da “Aval veren” sıfatıyla imza edilen 19.11.2008 vadeli 150.000,- TL.lik bononun vadesinde ödenmediğini, takip konusu senet metninde, senedin “teminat senedi” olduğuna ilişkin her hangi bir ibare bulunmadığını, bir an için senet metninde böyle bir ibarenin yazılı olduğu düşünülse dahi, Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatlarına göre bononun teminat olarak düzenlenmesi onun bono vasfını ve takip biçimini etkilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, takibe dayanak yapılan bononun teminat amaçlı verildiği, TTK.688.maddede bildirilen kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi unsurunu taşımadığı, alacaklı bankanın alacaklı olduğu miktarın yargılamayı gerektirdiği gerekçeleri ile davanın kabulüne dair verilen karar; Özel Daire’ce, yukarıda başlık bölümünde metni aynen alınan gerekçeler ile bozulmuş; mahkemece, ilk gerekçeler genişletilmek suretiyle davacılar Necdet ve Hatice yönünden önceki kararda direnilmiş, Abdurrahim yönünden ise bozma ilamına uyularak şikayetin süresinde yapılmadığı gerekçesi ile talebin reddine karar verilmiştir.

Direnme kararını davalı vekili temyize getirmektedir.

Açıklanan maddi olgu, iddia ve savunma ile bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; borçlular tarafından alacaklı bankaya 24.03.2008 tanzim tarihli bononun 24.03.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak verilip verilmediği; burada varılacak sonuca göre bahsi geçen bonoya dayanılarak alacaklı tarafından borçlular hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi yapılıp yapılamayacağı noktalarında toplanmaktadır.

Takipte dayanılan 24.03.2008 tarihli ve 150.000 YTL tutarlı bonoda, bononun teminat amaçlı verildiğine yönelik bir açıklama olmadığı gibi, taraflar arasında düzenlenen 24.03.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinde de dayanak senedin teminat olarak verildiğine dair bir kayıt bulunmamaktadır.

Ayrıca icra mahkemesi dar yetkili mahkemedir. Senedin teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin açıkça yazılması gerekir. İcra mahkemesi bu konuda sözleşmedeki maddelerin yorumlanması, gerçek borç miktarı ile takibe konulan miktarın üzerinde durarak araştırma yapamaz. İcra mahkemeleri şekli inceleme ile karar verir.

Bu durumda mahkemece, itirazın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeler ile şikayetin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Yukarıda belirtilen yasal düzenleme ve maddi olguya ilişkin açıklamalar ve aynı hususlara işaret eden Özel Daire kararı dikkate alınmadan, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup; kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.

Bu itibarla, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire Bozma kararına uyulmak gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup; kararın bozulması gerekir.

SONUÇ: Davalı-alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “ Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 366/III.maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.03.2013 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Uyuşmazlık takip konusu bononun taraflar arasında varlığı çekişmesiz olan kredi sözleşmesinin teminatı olup olmadığı noktasındadır. Her ne kadar Yüksek Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği üzere bononun üzerinde kredi sözleşmesinin teminatı olduğu hususunda bir ibare olmadığı gibi bononun kredi sözleşmesinin teminatı olduğuna dair ayrı bir sözleşme mevcut değil ise de; dosya içerisinde bulunan takip talepnamesinden (takip talepnamesinde BSMV istenmesi sebebiyle ve bu verginin de ancak banka ve sigorta muameleleri nedeniyle tahakkuk edecek olması sebebiyle) bononun kredi ilişkisi nedeniyle verildiği anlaşılmakta olduğu gibi, cevap dilekçesi ve temyiz dilekçesindeki davalı-alacaklı taraf beyanlarından da bononun kredi ilişkisi nedeniyle verildiğinin kabul edildiği görülmektedir. Yüksek Özel Daire’nin 04.07.2006 T, 11905/14673 sayılı ilamında da “Her ne kadar sözleşmede takip konusu bonoya atıf yok ise de, bononun taraflar arasındaki sözleşme gereğince verildiğini beyan eden alacaklı vekilinin kabul beyanı ile senedin sözleşme gereğince verildiği sabit olduğuna göre TTK 688/2 maddesinde öngörülen kayıtsız şartsız bedel ödeme vaadi taşımadığından alacağın tahsili yargılamayı gerektirir, İİK’nun 170/a maddesi uyarınca takibin iptali gerekir” denilmiş olup, eldeki uyuşmazlığa emsal teşkil etmektedir. Ayrıca kredi sözleşmesinde de bono verildiği düzenlenmiştir. Üzerinde durulması gereken bir diğer husus bononun hesabın kat tarihinden önce kredi sözleşmesinin teminatı olarak mı, yoksa hesabın kat’ından sonra kredi borcuna mahsuben mi verildiği hususudur. Bononun tanzim tarihi ve ihtarname tarihine göre bononun kat ihtarından önce düzenlendiği anlaşıldığından bononun hesabın kat’ından önce teminat olarak verildiğinin kabulü gerekir. Bu nedenlerle bononun kambiyo senetlerine mahsus yolla takibe konu edilemeyeceği ve yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluk kararına karşıyız.

TAPUSUZ TAŞINMAZIN SATIŞI RESMİ ŞEKLE BAĞLI OLMADIĞINDAN ADİ YAZILI SENETLE SATIŞI MÜMKÜNDÜR

T.C
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO.2016/20904
KARAR NO.2017/1102
KARAR TARİHİ.06.02.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil, Tazminat

ÖZET:Davacıların tespit sonrası fakat kesinleşme öncesi haricen satın alma ve eklemeli zilyetlik nedenine dayalı ilk isteklerine ilişkin olarak; tapuda kayıtlı bulunmayan taşınmazlar TMK’nun 762. maddesi hükmüne göre menkul mal niteliğindedir. Aynı Kanunun 763. maddesi uyarınca bu gibi malların mülkiyetinin devri zilyetliğin karşı tarafa teslimi ile gerçekleşir. Tapusuz taşınmazın satışı resmi şekle bağlı olmadığından adi yazılı senetle satışı mümkündür. Bu durumda, davacıların davasına dayanak olarak sundukları adi yazılı satış senetlerine konu 35 ada 27 parsel sayılı taşınmazın diğer bir kısım taşınmazlar ile birlikte tapu kaydı ve vergi kaydına istinaden tescilinin yapıldığı görüldüğünden, davacıların satın aldıkları kısımların tapulu veya zilyetlikle edinilen kısımda kalıp kalmadığının kesin olarak belirlenmesi gerekmektedir. Tapusuz ve zilyetlikle edinilen kısımda kaldığı belirlendiği takdirde satışın geçerli olduğu, ancak dava konusu taşınmaz devir borçlusu tarafından diğer davalı …….’a devredildiği gözönüne alındığında davacının muvazaa iddasının TMK 1023. maddesi gereğince iyi niyet veya kötü niyete ilişkin kabul edilerek davacının tapu iptali ve tescil talebinin değerlendirilmesi gereklidir.

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacılar vekili, vekil edenlerinin 1998 yılında yapılan harici satış sözleşmeleri ile dava konusu 1899 ada 3 parsel sayılı taşınmazda davalı …’ya ait hisseden yer satın aldıklarını, fakat hissenin muvazaalı olarak davalı …….’a devredildiğini açıklayarak, dava konusu taşınmazda davalı ……. adına kayıtlı hissenin kısmen iptali ile, satış senetleri ve fiili kullanım durumlarına göre davacılar adına tesciline, mümkün olmadığı takdirde vekil edenlerine ait taşınmazların belirlenecek rayiç değerinin vade farkı ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekili, haricen satımın geçersiz olduğunu ve vekil eden….’ın iyi niyetli olarak taşınmazı satın aldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davacıların ilk talebinin TMK’nun 724. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil davası niteliğinde kabul edilerek anılan madde gereğince bina sahibine tanınan hakkın kişisel hak niteliğinde olduğu ve davalı …’in kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçeleri ile tapu iptali ve tescil istemlerinin ayrı ayrı reddine, ikincil taleplerinin TMK’nun 723. maddesine göre binaların rayiç değerlerinin tazmini isteğine ilişkin bulunduğu, davacı …’nin taşınmaz üzerine bina inşa etmediği, diğer davacılar yönünden tüm paydaşlara husumet yöneltilmediği gerekçeleriyle tazminat istemlerinin reddine, davacıların harici satış bedelinin tahsili veya TMK 723. madde uyarınca arazi maliklerine yönelik tazminat talep etmekte muhtariyetlerine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içeriği ve Kadastro Müdürlüğü’nün 23.02.2016 havale tarihli cevabi yazılarından, dava konusu 1899 ada 3 parsel sayılı taşınmazın; Kadirli Belediye Encümen’in 18.3.2008 tarihli 257 nolu kararına istinaden 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. ve 19 maddeleri ve 2981 sayılı Kanunla değişik 3290 sayılı Kanunun ek-1 maddesi gereği 18. Bölge İmar Uygulama sahasında geri dönüşüm yapılarak,…. mahallesi 35 ada 1, 27, 58, 59 ….parsel sayılı taşınmazların uygulamaya dahil edilmesi neticesinde 02.08.2010 tarihinde davalı … (127593/1133256 hisse oranında) ve dava dışı 3. kişiler adına hisseleri oranında tescil edildiği, davalı …’ya ait hissenin 22.10.2010 tarihinde diğer davalı … ….’a devredildiği anlaşılmıştır. Davacıların davaya dayanak olarak sundukları 02.10.1998, 22.2.1998 ve 14.7.1998 tarihli adi yazılı şekilde düzenlenmiş satış senetlerinde ise, satıma konu taşınmazın 35 ada 27 parsel sayılı taşınmaz olduğu ve Tapulama Mahkemesinde yargılamasının devam ettiğinin belirtildiği görülmüştür. Buna göre 35 ada 27 parsel sayılı taşınmaza ilişkin tapu ve tapulama tutanağının incelenmesinde, 3.6.1980, 25.9.1980, 13.10.1980 tarih sırasıyla 1,11,10 sıra tapu kayıtları ve 1936 yılı 43 hesap 47 tahrir nolu vergi kaydı ile 47 ada 2 parsel sayılı taşınmaz ile birlikte kayıt malikleri adına hisseleri oranında (… 23026/589402 hisse) 12.11.1981 tarihinde tespit edildiği, …. … vs itirazları neticesinde ayrı ayrı davalar açıldığı ve bu davaların birleştirilerek görülmesine karar verildiği, … 2. Kadastro Mahkemes’nin 1999/6 Esas, 2003/11 Karar sayılı dosyası ile yapılan yargılamada, 35 ada 1-29 parseller, 35 ada 58.59,60 parseller, 47 ada 2 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin kadastro tespitlerine itirazların incelendiği, dava konusu 35 ada 27 parsel sayılı taşınmaz ve aynı kök tapu kaydı ve vergi kaydı kapsamında bulunan 35 ada 57, 58, 59, 60 ve 47 ada 2 parsel sayılı taşınmazların kayıt maliklerinin zilyetliklerinde bulunduğu, zilyetliklerinin kanunun öngördüğü süreyi doldurduğu açıklanarak, bu taşınmazlar hakkında tapu ve vergi kaydına istinaden bilirkişi raporunda belirtilen hisseler oranında … (35 ada 27 parsel sayılı taşınmazda … 33820 hisse) ve diğer kayıt malikleri adına tesciline karar verildiği ve kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 11.05.2005 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.

Şu halde; her ne kadar, Mahkemece dava; harici satın alma ve temliken tescil hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil mümkün olmadığı takdirde tazminat istemi olarak nitelendirilmiş ise de, dava tespit sonrası fakat kesinleşme öncesi haricen satın alma ve eklemeli zilyetlik hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece iddianın ilk bölümü TMK 724 vd maddelerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olduğu kabul edilerek bu yönde değerlendirme yapılmıştır, ancak dava dilekçesi ve yargılama aşamasında davacıların TMK 724. maddesine dayalı bir talepte bulunmadıkları, dosyaya sundukları 1998 tarihli adi yazılı harici satış senetleri ile dava konusu 35 ada 27 parsel sayılı taşınmazda (imar sonrası 1899 ada 3 parsel sayılı) bir kısım bölümleri satın aldıkları iddiasında bulunarak tespit sonrası ve fakat kesinleşme öncesi eklemeli zilyetliğe dayandıkları anlaşılmaktadır.

Davacıların tespit sonrası fakat kesinleşme öncesi haricen satın alma ve eklemeli zilyetlik nedenine dayalı ilk isteklerine ilişkin olarak; tapuda kayıtlı bulunmayan taşınmazlar TMK’nun 762. maddesi hükmüne göre menkul mal niteliğindedir. Aynı Kanunun 763.
maddesi uyarınca bu gibi malların mülkiyetinin devri zilyetliğin karşı tarafa teslimi ile gerçekleşir. Tapusuz taşınmazın satışı resmi şekle bağlı olmadığından adi yazılı senetle satışı mümkündür. Bu durumda, davacıların davasına dayanak olarak sundukları adi yazılı
satış senetlerine konu 35 ada 27 parsel sayılı taşınmazın diğer bir kısım taşınmazlar ile birlikte tapu kaydı ve vergi kaydına istinaden tescilinin yapıldığı görüldüğünden, davacıların satın aldıkları kısımların tapulu veya zilyetlikle edinilen kısımda kalıp kalmadığının kesin olarak belirlenmesi gerekmektedir. Tapusuz ve zilyetlikle edinilen kısımda kaldığı belirlendiği takdirde satışın geçerli olduğu, ancak dava konusu taşınmaz devir borçlusu tarafından diğer davalı …….’a devredildiği gözönüne alındığında davacının muvazaa iddasının TMK 1023. maddesi gereğince iyi niyet veya kötü niyete ilişkin kabul edilerek davacının tapu iptali ve tescil talebinin değerlendirilmesi gereklidir.

O halde; Mahkemece, taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıklarda nizalı taşınmazın bulunduğu yerde yöntemine uygun olarak keşif yapılmalı, yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının 6100 sayılı HMK’nun 243 ve 244 madde (HUMK’nun 258 ve 259. maddeleri) hükmü uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılmak suretiyle mümkün olduğunca taşınmaz başında yapılacak keşifte dinlenilmeleri, davaya konu 02.10.1998, 22.2.1998 ve 14.7.1998 satış senetlerinin aslının ve dava konusu taşınmazın hükmen tesciline esas …. 2. Kadastro Mahkemesi’nin 1999/6 Esas, 2003/11 Karar sayılı dosyası kapsamında bulunan rapor ve krokilerin yapılacak keşifte uygulanması, dava konusu yerlerin tapulu alanda kalıp kalmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde
belirlenmesi ve belirlenecek duruma göre az yukarıda açıklanan hususlar gözönünde bulundurularak davacıların tapu iptali ve tescil isteklerinin değerlendirilmesi gereklidir. Bundan ayrı, davacılar vekilinin terditli istemi olan taşınmazların rayiç değerinin
davalılardan tahsili istemi yönünden yapılan incelemede; her ne kadar taşınmazların rayiç değerlerinin tahsili talep edilmiş ise de, bilindiği üzere, harici satışın hüküm ifade etmemesi durumunda taraflar verdiklerini geri alabilirler. 10.07.1940 tarih 1939/2 esas
ve 1940/77 karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre “Haricen yapılan (tapu memuru huzurunda yapılmayan) taşınmaz mal satışından dönüldüğünde, satış bedelini geri vermeyen taraf, parası geri verilinceye kadar yararlandığı ürünleri ödemek
ve ecrimisil vermekle yükümlü değildir.” Şu halde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre geçersiz sözleşmelerde, akdin geçersizliği sebebiyle her iki taraf verdiğini geri alabilir. Bu durumda, davacılar vekilinin terditli isteğinin bu çerçevede değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile TMK 723. maddesindeki koşulların oluşmadığı, harici satış bedelinin tahsili ve TMK 723. madde uyarınca arazi maliklerine yönelik tazminat talep etmekte muhtariyetlerine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın temyiz edene iadesine, 06.02.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.