Sanığın sorgusu yapılmadan hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması

YARGITAY CEZA GENEL KURULU
ESAS NO:2017/188
KARAR NO:2019/544
KARAR TARİHİ:17.09.2019
YARGITAY : 5. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Sulh Ceza
Sayısı : 48-134


Sanık … hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Aybastı Asliye Ceza Mahkemesince 10.05.2011 tarihli ve 69-43 sayılı görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Aybastı (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 17.01.2012 tarih ve 88-10 sayı ile sanığın görevi kötüye kullanma suçundan TCK’nın 257/1, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para
cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 26.02.2014 tarih ve 14309-2086 sayı ile;

“25/10/2011 tarihli celsede hazır bulunan sanığa görevsizlik kararı okunarak usulüne göre sorgu işlemi gerçekleştirilmesi gerekirken, sanık ve müdafinin savunma hazırlamak için süre talepleri kabul edilmesine rağmen, sonraki celselerde de atılı suçlamayla ilgili olarak sorgusu yapılmadan savunma hakkı kısıtlanacak şekilde mahkumiyet hükmü kurulması suretiyle CMK’nın 147 ve 193. maddelerine aykırı davranılması”
isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise 20.05.2014 tarih ve 48-134 sayı ile;

“…Dosyada mevcut sanık, sanık müdafisinin beyanları, müşteki beyanı, mahkememizce verilen 17.01.2012 tarih ve 2011/88 Esas, 2012/10 Karar sayılı dosyası ve Yargıtay 5.
Ceza Dairesinin 26.02.2014 tarihli, 2012/14309 Esas ve 2014/2086 Karar sayılı ilamı ile dosya bir kül hâlinde incelendiğinde; her ne kadar Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 26.02.2014 tarihli, 2012/14309 Esas ve 2014/2086 Karar sayılı ilamında sanığın sorgusu yapılmadan savunma hakkı kısıtlanacak şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması sebebi ile mahkememizin 17.01.2012 tarihli 2011/88 Esas, 2012/10 Karar sayılı ilamı bozulmuş ise de sanık … hakkında mahkememizin 2011/88 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sırasında 25.10.2011 tarihli duruşmaya sanık … ve müdafisi Av. …’ın katıldıkları, sanığın bu duruşmada duruşmadan vareste tutulmayı kabul ettiği ve savunmasını hazırlamak için süre talep ettiği, devamındaki celselere katılmadığı, sanık müdafisi Av. …’ın bir sonraki celse savunmasını hazırlamadığı ve süre istediği, sanık müdafisine nihai duruşmaya kadar süre verildiği, sanık müdafisinin nihai duruşmada ayrıntılı olarak savunmalarını beyan ettiği ve 17.01.2012 tarihli hâkim havaleli dilekçe ile savunmasının yazılı olarak da bildirildiği, görevsizlik kararının da aşamalarda sanığa tebliğ edildiği anlaşıldığından sanığın sorgusunun yapıldığının ve savunmasının alındığının kabulü gerektiği ve savunma hakkının kısıtlanmadığı” gerekçesiyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.12.2016 tarihli ve 241680 sayılı “Bozma” istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesiyle değişik CMK’nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 14.02.2017 tarih ve 11378-485 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya,
Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.


TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI


Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sorgusu yapılmayan sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulup kurulamayacağının belirlenmesine ilişkindir.

Sanık …’in, Aybastı Belediyesinde zabıta memurluğu kadrosunda stajyer memur olan şikâyetçi …’ın asaletini onaylamayıp görevine son vermesi üzerine şikâyetçi tarafından idare mahkemesine açılan dava sonucu verilen karar tebliğ edilmesine rağmen şikâyetçinin göreve başlangıcını geç yaptığı iddiasıyla hakkında görevi kötüye kullanma
suçundan kamu davası açıldığı,
 
Aybastı Asliye Ceza Mahkemesine açılan kamu davasında, suç tarihinden sonra 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun uyarınca, sanığa isnat edilen görevi kötüye kullanma suçunun Sulh Ceza Mahkemesinin görev alanına girmesi nedeniyle, tensiple verilen görevsizlik kararının Sulh Ceza Mahkemesine gönderildiği ve bu kararın sanığa tebliğ edildiği, Aybastı Sulh Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada; 20.09.2011 tarihli celseye gelmeyen sanık hakkında zorla getirme kararı verildiği, 25.10.2011 tarihli celseye sanık ve müdafisinin geldikleri, sanığa duruşmadan bağışık tutulma hakkının hatırlatıldığı, sanık ve müdafisinin savunmalarını hazırlamak için kendilerine süre verilmesi taleplerinin Yerel
 
Mahkemece kabul edildiği, 13.12.2011 tarihli celseye şikâyetçi ve sanık müdafisinin geldikleri, sanık müdafisinin savunma yapmak için süre verilmesi talebinin Mahkemece kabul edildiği, 17.01.2011 tarihli celseye sanığın katılmadığı, sanık müdafisinin yazılı ve sözlü savunma yaptığı, aynı celse sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğu, Yerel Mahkemece sanığın sorgusu yapılmadan hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğu, Özel Dairece bu hükmün, sanığın sorgusu yapılmadığından savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle bozulmasından sonra yapılan yargılamada da sanığın sorgusu yapılmadan, müdafisinin dinlenmesi ile yetinilip önceki hükümde direnilmesine karar verildiği, Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü bakımından, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı kuralı ve istisnaları ile sanığın duruşmadan bağışık tutulmasını düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki hükümlere değinilmesi faydalı olacaktır.

Sanık hazır olmaksızın duruşma yapılamayacağı kuralını düzenleyen 5271 sayılı CMK’nın “Sanığın duruşmada hazır bulunmaması” başlıklı 193. maddesinin birinci fıkrası;
“Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir” hükmünü amir olup, bu kuralın istisnai halleri ise;
Aynı maddenin ikinci fıkrasında; “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir”,

194. maddenin ikinci fıkrasında; “Sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmezse, önceden sorguya çekilmiş ve artık hazır bulunmasına mahkemece gerek görülmezse, dava yokluğunda bitirilebilir”,
195. maddenin birinci fıkrasında; “Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır”,
200. maddenin birinci fıkrasında; “Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir”,
204. maddenin birinci fıkrasında; “Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir.
Ancak, sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister.
Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır”, Şeklinde gösterilmiştir.
“Sanığın duruşmadan bağışık tutulması” başlıklı 196. maddesi ise, uygulanma tarihi itibarıyla;
“(1) Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir.
(2) Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur.
(3) Sorgu tutanağı duruşmada okunur.
(4) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak sorgu yapılır.
(5) Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastahane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir.
(6) Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir” biçiminde düzenlenmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında, mahkemece sorgusu yapılmış olmak şartıyla sanığın veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafisinin istemi ile duruşmada hazır bulunmaktan vareste tutulabileceği kabul edilmiş, beşinci fıkrasında ise hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın sorgusu yapılmış olmak
şartıyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebileceği düzenlenmiştir. Her iki fıkrada da sanığın sorgusunun yapılmış olması hâli bağışık tutulmanın şartı olarak belirtilmiştir.

Diğer taraftan oldukça geniş bir kavram olan “savunma hakkı”, şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek olan toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla bütün toplumu ve yine adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan Devleti de ilgilendirmektedir. Ceza muhakemesinin amacı, yargılama neticesi verilen ve iddia ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan hükmün doğru olmasını sağlamaktadır. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı, yargı mercileri huzurunda kendisini savunma, müdafi yardımından yararlanma, susma, soru sorma, aleyhine olan işleme katılmama, tercümandan yararlanma, delillerin toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma, kanun yoluna başvurma gibi hakları içermektedir.

Sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi, yükümlülük yönü olmakla birlikte öncelikle kendisi açısından bir hak olup bu hak adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin “Adil yargılanma
hakkı” başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, sanığın en azından kendi kendini savunma hakkı bulunduğu belirtilmekle, mahkeme huzurunda doğrudan savunmasını yapabilmesi için duruşmada hazır bulunma hakkının varlığı da zımnen kabul edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel haklar ve ödevler” bölümünde yer alan 36. maddesinde savunma hakkı; “Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde düzenlenmiş olup, “temel hak” niteliğine uygun olarak savunma hakkı verilmemesi veya savunma hakkının sınırlandırılması durumunda verilen karar hukuka aykırı olacaktır. Buna göre, sanığın ceza muhakemesindeki en önemli haklarından birisi, yargı mercilerince her aşamada nazara alınması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın herhangi bir nedenle sınırlandırılması da mümkün değildir. Nitekim 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/8 ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1-h maddeleri uyarınca savunma hakkının
sınırlandırılması mutlak bozma nedenlerindendir.

Savunma hakkının temelini oluşturan sorgu, sadece sanık lehine getirilmiş bir hüküm değil, aynı zamanda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla konulmuş, kamusal niteliği de bulunan emredici bir usul kuralıdır. Savunma hakkının sınırlandırılamayacağı ilke olmakla birlikte, kanun koyucunun başka bir mağduriyete sebebiyet vermemek, yargılamanın uzamasını engellemek, usul ekonomisi, gereksiz emek ve gider kaybına neden olmamak açısından bazı sınırlamalara gittiği de bir gerçektir. Ancak bu sınırlamalar yukarıda da belirtildiği gibi istisna olup, bu hâllerde dahi usul kanunumuz bazı şartların varlığını aramaktadır.

Sanık duruşmada hazır bulunması gereken kişilerden olup, bu durum yargılamanın “yüze karşılık” özelliği ve savunma hakkının sonucudur. Bu nedenledir ki, ceza muhakemesi hukukumuzda istisnai hâller haricinde, gelmeyen sanık hakkında duruşma yapılamayacaktır.

5271 sayılı CMK’nın “Duruşmanın başlaması” başlıklı 191. maddesi uygulanma tarihi
itibarıyla;


“(1) Sanığın ve müdafiinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmaya başlanır. Sanık, duruşmaya bağsız olarak alınır.
Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar.
(2) Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılırlar.
(3) Duruşmada, sırasıyla;
a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,
b) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur,
c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,
d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır.”
Aynı Kanunun “İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı 147. maddesi ise;
“(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:
a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.
b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.
c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek
durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.
d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.
e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.
f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.
g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.
h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.
i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:
1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.
2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.
3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.
4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.
5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi ifade ve sorgu şüpheli ve sanık bakımından bir yükümlülük olmakla beraber aynı zamanda bir haktır. 5271 sayılı CMK’nın 147 ve 191. maddelerinde belirtilen yasal hakları kendisine hatırlatılan ve “açıklamada bulunmama” hakkını kullandığına dair bir beyanda bulunmayan, savunma yapmak için süre isteyen sanığın dinlenmesinin zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Açıklamada bulunmama hakkını kullandığına dair bir beyanda bulunmayan, haklarını anladığını belirten, savunma yapmak için süre isteyen ve sonraki celselere katılmayan sanığın duruşmadan bağışık tutulmayı kabul ettiğinden bahisle sorgusu yapılmaksızın müdafisinin dinlenilmesi ile yetinilip sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğu anlaşılan uyuşmazlık konusu olayda,

Sanığın duruşmadan bağışık tutulmasının ancak sanığın sorgusunun yapılmış olması durumunda söz konusu olabileceği gözetilmeyerek Yerel Mahkemece CMK’nın 196. maddesine muhalefet edildiği, hakkında mahkûmiyet hükmü kurulan sanığın sorgusunun yapılmasının zorunlu olduğu ve bu kuralın istisnai hâllerinin de bulunmadığı göz önüne alındığında; sanığın sorgusu yapılmayıp müdafisinin dinlenilmesiyle yetinilerek sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasının, duruşmanın yüz yüzeliği ve sözlülüğü ilkeleriyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlâli sonucuna sebebiyet verildiği, böylece Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan savunma hakkının kısıtlanmış olduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, direnme kararına konu hükmün, belirlenen bu usulü nedenden dolayı sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.


SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Aybastı (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 02.06.2014 tarihli ve 48-134 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın sorgusu yapılmadan hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 17.09.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.