İŞÇİLİK ALACAKLARI – ISLAHIN YASAL VE KESİN SÜRE OLAN BİR HAFTALIK SÜRE GEÇTİKTEN SONRA YAPILMASI

T.C.
YARGITAY
22. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2015/16593
KARAR NO: 2017/16240
KARAR TARİHİ: 6.7.2017

6100/m.181

ÖZET : Dava, işçilik alacakları istemine ilişkindir. Islahın süresinde yapılıp yapılmadığı ihtilaflıdır. Somut olayda, mahkeme, kısmi dava olarak açılan davada, davacı vekiline ıslah için 10.01.2014 tarihinde süre vermiş, ıslah ise 1 haftalık süre geçtikten sonra 10.02.2014 tarihinde yapılmıştır. Bu itibarla süresinde yapılmayan ıslaha değer verilmesi hatalı olmuştur.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin motosikletli kurye olarak çalıştığını, çalıştığı fazla saatlerin ücretlerinin ödenmediğini, hafta sonu, resmi bayram tatili ve yıllık izin ücretlerinin ödenmediğini,iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, davacının iş sözleşmesini haksız olarak feshettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak,yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı taraf temyiz etmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-)Islahın süresinde yapılıp yapılmadığı ihtilaflıdır.

6100 Sayılı HMK’nun 181. maddesinde, “(1) Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.” hükmü bulunmaktadır. Bu yasa maddesine göre ıslahın 1 haftalık sürede yapılması gerekmekte olup yasa maddesindeki 1 haftalık süre kanundan kaynaklanan kesin süredir.

Somut olayda, mahkeme, kısmi dava olarak açılan davada, davacı vekiline ıslah için 10.01.2014 tarihinde süre vermiş, ıslah ise 1 haftalık süre geçtikten sonra 10.02.2014 tarihinde yapılmıştır. Bu itibarla süresinde yapılmayan ıslaha değer verilmesi hatalı olmuştur.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 06.07.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Elektronik Tebligatın, Muhatabın Elektronik Adresine Ulaştığı Tarihi İzleyen Beşinci Günün Sonunda Yapılmış Sayılacağı Kuralının Anayasa’ya Aykırı Olduğuna İlişkin İtirazın Reddi

 

BASIN DUYURUSU

26.11.2019

ND 26/19

Elektronik Tebligatın, Muhatabın Elektronik Adresine Ulaştığı Tarihi İzleyen Beşinci Günün Sonunda Yapılmış Sayılacağı Kuralının Anayasa’ya Aykırı Olduğuna İlişkin İtirazın Reddi

Anayasa Mahkemesi 19/9/2019 tarihinde E.2018/144 numaralı dosyada, Vergi Usul Kanunu’na eklenen elektronik ortamda tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı kuralının Anayasa’ya aykırı olduğuna yönelik itirazın reddine karar vermiştir.

İtiraz Konusu Kural

İtiraz konusu kuralda, elektronik ortamda tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı öngörülmüştür.

Başvuru Gerekçesi

Başvuruda; kural ile getirilen zamanın muhatabın haklarını kullanmasını sağlayacak yeterli ve makul bir süre kabul edilemeyeceği, elektronik tebligat sistemine geçilmesiyle birlikte sistemden önce ve sonra mükellefiyet tesis ettirenler arasında uygulanacak tebligat yöntemleri yönünden farklılıklar meydana geldiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa’nın 125. maddesinde idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı öngörülmüş fakat yazılı bildirimin yapılış usulüne ilişkin herhangi bir sınırlayıcı hükme yer verilmemiştir.

Kanun koyucu tarafından diğer geleneksel tebliğ yöntemlerinden farklı düzenlenen elektronik tebligatın bilgilendirme ve belgelendirme fonksiyonunun mevcut olduğu gözetildiğinde Anayasa’nın 125. maddesi kapsamında yazılı bildirim niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama hürriyeti güvence altına alınmıştır. Hak arama hürriyetinin temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Tebliğin hangi tarihte yapılmış sayılacağı hususunu düzenleyen kuralda dava açma sürelerine ilişkin bir kısıtlama öngörüldüğü dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama yapıldığı açıktır. Ancak hak arama hürriyetine sınırlama getiren kanuni düzenlemelerin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması, maddede öngörülen güvencelere aykırı olmaması gerekir.

Kuralla, haklarında vergi dairelerince düzenlenen işlemlerden mükelleflerin haberdar edilmelerinin ve anılan işlemlere karşı idari ya da yargısal yollara başvurmaları için öngörülen sürelerin gecikmeksizin işlemeye başlamasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu şekilde idari istikrarın sağlanmasının hedeflendiği görülmektedir. Söz konusu amaca ulaşmak için kural elverişli ve gereklidir.

Kuralda tebliğin yapılmış sayılması için geçmesi öngörülen beş günlük sürenin başlangıcı olarak tebliğe konu evrakın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarih esas alınmıştır. Kanun koyucunun bu yöndeki tercihi Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla takdir yetkisi kapsamındadır.

İtiraz konusu kural, muhataplara öncelikle elektronik posta adreslerini belirli aralıklarla kontrol etme yükümlülüğü getirmektedir. Kişi elektronik posta adresini her gün ya da beş günden daha az aralıklarla kontrol etmesi hâlinde tebliğin yapılmış sayılacağı tarihten de önce tebligattan haberdar olabilecektir.

Öte yandan Kanun’da düzenlenen diğer tebligat yöntemlerinde de tebliğin yapılmış sayılması, kuraldakine benzer şekilde belirli sürelerin geçmiş olması şartına bağlanmıştır. Söz konusu süreler itiraz konusu kuralda belirtilen beş günlük süreden daha fazladır fakat bu sürelerin belirlenmesinde muhataba fiziki yollarla ulaşabilme imkân ve ihtimalinin belirleyici olduğu görülmektedir. Muhatabın mevcut bir elektronik posta adresi aracılığıyla gönderilen bir tebligata ulaşılabilirliği günümüz teknolojik koşullarında diğer fiziki tebligat yöntemlerine göre daha kolaydır.

Günümüz teknolojik imkân ve koşullarında elektronik posta adresini beşer günlük aralarla kontrol etme yükümlülüğünün, mücbir sebep hâllerinde beş günlük kanuni sürenin işlemeyeceği hususu da gözetildiğinde, makul olmayan bir külfet getirmediği, kuralda birey ile kamu yararı arasındaki dengenin korunduğu, mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan kanun koyucu tarafından itiraz konusu kuralda kendilerine elektronik tebligat yapılacak kişiler arasında herhangi bir ayrım öngörülmemiştir. Bu itibarla elektronik tebligat sistemine geçilmeden önce mükellef olanlar ile sisteme geçildikten sonra mükellef olanlar arasında farklı muameleye yol açacak herhangi bir ayrım öngörmeyen kuralda eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemez.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10., 13., 36. ve 125. maddelerine aykırı bulunmayarak itirazın reddine karar verilmiştir.

(Kararın tam metnine https://www.anayasa.gov.tr/media/6349/e2018144.pdf adresinden ulaşılabilir.)

 

İSTİRDAT DAVASINDA BİR YILLIK SÜRENİN İSTİSNASI, AKIL ZAYIFLIĞI İDDİASI

T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2015/2253
KARAR NO: 2015/14562
KARAR TARİHİ: 11.11.2015

2004/m.72/7

DAVA : Taraflar arasındaki istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, davalı yanın, müvekkilinin keşidecisi olduğu 20.00,00 TL bedelli bir adet bonoya dayalı olarak aleyhine takip başlatılması sonucu müvekkilinin Balıkesir İl Özel İdaresine karşı açtığı ve kazandığı tazminat davasındaki alacağına haciz konulduğunu ve neticeten 32.607,75 TL’nin 22/04/2009 tarihinde tahsil edildiğini, ancak geçirdiği kaza sonucunda müvekkilinin akıl zayıflığının oluştuğu, takibe konu senedin düzenlendiği tarihte de kısıtlı durumunda bulunması nedeniyle bononun geçersiz olduğunu belirterek, tahsil edilen 32.607,75 TL’nin tahsilat tarihi olan 22/04/2009 dan itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, istirdat davasını bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığı gibi, davacının müvekkilinden aldığı borç paraya karşılık davaya konu senedi keşide ederek verdiğini, senet düzenlendiği sırada temyiz kudretine sahip bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, bonoya dayalı icra dosyasında tahsilatın 22/04/2009 tarihinde yapılmış olup, İİK.nın 72/7. maddesi uyarınca bir yıllık hak düşürücü süre dolmuş bulunduğu gibi, davacının 1996 yılında geçirdiği trafik kazası sonrasında görülen tazminat davası sırasında davacıya vasi tayini söz konusu olmadığı, talebi üzerine kayyım tayini yapıldığı, böylece ehliyetsizliğine dair bir ihbar veya işlem yapılmamış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı vekilince müvekkilinin keşideci olarak yer aldığı bononun düzenlendiği tarihte akıl zayıflığı bulunduğu, bu kısıtlılık nedeniyle bononun geçersiz olduğu iddia edilmiştir. Bu iddia karşısında yapılacak araştırma sonucunda keşide tarihi itibariyle davacının hukuki ehliyetinin bulunmadığının saptanması halinde, yapılan hukuki işlem ( bono keşide edilmesi ) mutlak butlan nedeniyle geçersiz olacağından, istirdat davasına yönelik İİK 72/7. maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü süre uygulanamayacaktır. O halde mahkemece, davacı keşidecinin bonoyu keşide ettiği tarih itibariyle akıl zayıflığı içinde bulunulup bulunulmadığı, eğer akıl zayıflığı hali varsa vasi tayinini gerektirip gerektirmediği hususlarının araştırılarak, tüm deliller birlikte toplandıktan sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 11.11.2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İSTİRDAT DAVASI – DAVACININ ÖDEDİĞİ BEDELİN İSTİRDADI İÇİN HAK DÜŞÜRÜCÜ BİR SÜRE DÜZENLENMEMİŞ OLDUĞU

T.C
YARGITAY
4.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016/ 16419
KARAR NO: 2017 / 759
KARAR TARİHİ: 08.02.2017

Eldeki dava İİK`nın 89/3. fıkrasına göre değil 5. fıkrasına göre açıldığından ve bu fıkrada davacının ödediği bedelin istirdadı için hak düşürücü bir süre düzenlenmemiş olduğundan mahkemece istemin hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Şu durumda, mahkemece işin esasına girilerek inceleme yapılması gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir.

(2004 S. K. m. 72, 89, 355, 356)

Dava ve Karar: Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … ve … aleyhine 25/11/2015 gününde verilen dilekçe ile menfi tespit ve istirdat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 23/06/2016 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

Dava, İİK`nın 89/5. maddesine dayalı olarak açılmış bulunan istirdat istemine ilişkindir. Mahkemece istemin hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, kendisine ait işyerinde davalı …’ın 6-7 ay kadar sigortalı çalıştığını, daha sonra işyerini başka birisine devrederek polis memurluğuna geçtiğini, davalı …’ın diğer davalıya borcundan dolayı başlatılan icra takip dosyasında önceki işverenlik adresine gönderilen İİK`nın 89. maddesine dayalı haciz ihbarnamelerine süresinde cevap verip itiraz edemediği için memurluk maaşına haciz uygulanarak kesinti yapıldığını, davalı …’nun kötüniyetli olduğunu, polislik görevi nedeniyle işverenlik adresinden ayrılmasından faydalanarak haciz ihbarnamelerini bu adrese tebliğ ettirdiğini, davalı …’yu tanımadığını, davalı …’a ise tüm hak ve alacaklarını ödediğinden davalılara herhangi bir borcu bulunmadığını belirterek davalılara borçlu olmadığının tespiti ile haciz konularak kesilen parasının istirdadına karar verilmesini istemiştir. Davalı …, davacının açmış olduğu davanın İİK’nın 89/3. maddesinde düzenlenen menfi tespit davası olduğunu, davacının haciz ihbarnamelerinin gönderildiği dönemde takip borçlusu diğer davalı …’ın çalıştığı işyerinin sahibi olduğunu, üçüncü haciz ihbarnamesinin davacıya tebliğinden sonra davacının yasal 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde menfi tespit davası açmadığını, bunun üzerine davacının çalıştığı kuruma maaş haciz ihbarnamesi gönderilerek maaşının ¼’üne haciz konulduğunu, davanın süre yönünden reddi gerektiğini, davanın reddi halinde dava değerinin % 20’sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesini bildirerek davanın reddini talep etmiştir.

Davalı …, davaya cevap vermemiş; duruşmadaki imzalı beyanında, 6-7 ay kadar davacının yanında çalıştığını, davacıdan alacağı olmadığını belirtmiştir.

Mahkemece, davanın İİK`nın 89/3. maddesinde dayanağını bulan üçüncü şahıs tarafından açılan menfi tespit davası olduğu, davacının yasal 15 günlük hakdüşürücü süre geçtikten sonra menfi tespit davasını açtığı gerekçesi ile davanın süre yönünden reddine, davalı tarafın tazminat talebinin kabulü ile dava değerinin % 20’si tutarında tazminata karar verilmiştir.

Davacı, menfi tespit isteminin yanı sıra istirdat isteminde de bulunmuştur. Her ne kadar, davacı taraf davasını yargılama aşamasında ve son olarak temyiz dilekçesi içeriğinde İİK’nın 72. maddesine dayandırmış ise de, davanın hukuki nitelendirmesi hakime aittir. İİK’nın 72. maddesinde düzenlenen menfi tespit davası, takip borçlusunun takip alacaklısına karşı açacağı bir dava türü olup somut olayda davacı takip borçlusu olmadığından belirtilen Kanun hükmünün uygulanması mümkün değildir. İİK`nın 89/3. maddesinde ise, menfi tespit davası açılması için üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğinden itibaren 15 günlük hak düşürücü süre tanınmıştır. Bununla birlikte, aynı Kanun maddesinin beşinci fıkrasında “…Her halde üçüncü şahıs, borçlu ile kötü niyetli alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı paranın veya teslim ettiği malın iadesini isteyebilir.” hükmü düzenlenmiştir.

Somut olayda, 15 günlük hakdüşürücü süreyi geçirdiği davacı tarafın da kabulündedir. Ancak, davacı taraf gerek dava dilekçesi gerekse temyiz dilekçesi içeriğinde açıkça davalı …’nin kötüniyetli olduğunu, polislik görevi nedeniyle işverenlik adresinden ayrılmasından faydalanarak haciz ihbarnamelerini işverenlik adresine tebliğ ettirdiğini ve kendisini dosya borçlusu durumuna düşürdüğünü ifade etmiştir. Ayrıca, davalı … da duruşmada davacıdan alacağı olmadığını imzalı beyanıyla doğrulamıştır. Öte yandan, somut olayda davacı açısından İİK’nın 89. maddesinin uygulanmasına teknik olarak da imkan ve gereklilik bulunmamaktadır. Şöyle ki, davacı takip borçlusunun eski işvereni olup takip borçlusuna bir borcu olduğu düşünülse dahi belirtilen Kanun’un 355 ve 356. maddelerinde bu duruma ilişkin daha özel ve daha kolay bir prosedür düzenlenmiştir. Buna göre, takip borçlusunu çalıştıran kurum veya işverene takip borçlusunun maaş veya ücretinden kesinti yapılması yönünde bir müzekkere yazılması, akabinde kesinti yapılmayınca kesilmeyen para tutarının işveren veya kurumun maaş veya sair mallarından alınması mümkündür. Somut olayda, ilk olarak davacıya belirtilen şekilde haciz müzekkeresi yazılmış ise de, davacının görev ve adres değişikliği nedeniyle müzekkereden haberdar olmaması üzerine davalı …’nin aynı adresi göstererek davacıya sırasıyla 1., 2. ve 3. haciz ihbarnameleri gönderdiği anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davalı …’nin kötüniyetli olduğunun kabulü gerekmektedir.

O halde, eldeki dava İİK`nın 89/3. fıkrasına göre değil 5. fıkrasına göre açıldığından ve bu fıkrada davacının ödediği bedelin istirdadı için hak düşürücü bir süre düzenlenmemiş olduğundan mahkemece istemin hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Şu durumda, mahkemece işin esasına girilerek inceleme yapılması gerektiğinden kararın yukarıda gösterilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08.02.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bilirkişi Ücretinin Süresi İçinde Yatırılmadığı Gerekçesiyle Davanın Reddine Karar Verilmesi Hatalıdır

T.C.
YARGITAY KARARI
MAHKEMESİ: SİVAS İŞ MAHKEMESİ
TARİHİ: 03/10/2011
NUMARASI: 2011/4-2011/420


DAVA:Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti ile son ay ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:


Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin işverence haksız feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, fazla çalışma ve son ay ücret alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının devamsızlığı nedeniyle iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, bilirkişi ücretinin kesin süreye rağmen yatırılmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davacı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
İş yargılamasında ispat yükü talep edilen alacağın türüne göre değişkenlik gösterir. Kıdem ve ihbar tazminatı açısından ispat yükü sözleşmenin haklı feshedildiğini iddia eden işverene aittir. İşçilik alacakları ücret, fazla çalışma, genel tatil vs. alacaklarına hak
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 1 / 2
kazanıldığını ispat yükü işçide, ödendiğini ispat yükü ise işveren üzerindedir.
Görüldüğü üzere alacak hesabına yönelik bilirkişi raporu iş yargılamasında davanın ispat araçlarından değildir.
Mahkemece davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken bilirkişi ücretinin süresi içinde yatırılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi hatalıdır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 05.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HACİZDE SATIŞ İSTEME SÜRESİ HACİZ KARARININ VERİLDİĞİ TARİHTE BAŞLAR

T.C
YARGITAY
12.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/16051
KARAR NO:2017/8674
KARAR TARİHİ:01.06.2017

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, taşınmazları haciz yükü ile satın alan şikayetçi üçüncü kişinin, İİK.nun 106 ve 110. maddeleri gereğince haczin düştüğünü ileri sürerek taşınmazlar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

Bilindiği üzere; haciz tarihi itibariyle uygulanması gereken İİK’nun 106. maddesi hükmüne göre; “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren nihayet bir sene içinde ve taşınmaz ise nihayet iki sene içinde satılmasını isteyebilir.” İİK’nun 110. maddesinde ise; “Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya talep geri alınıpta bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar ” düzenlemesi yer almaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki, yukarıda değinilen maddelerde yer alan satış isteme süreleri hak düşürücü nitelikte olup; mahkemece satış talebinin öngörülen süreler içinde yapılıp yapılmadığını re’sen gözetmelidir. Satış isteme sürelerinin geçmesine karşın tapu sicilinde şeklen varlığını sürdüren haciz İİK’nun emredici nitelikteki anılan maddelerine aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.

Öte yandan, taşınmazın usulüne uygun olarak haczedildiğinin kabulü için icra müdürlüğünce haciz kararı verilmesi yeterli olup, haczin geçerliliği ve tamamlanmış sayılması için ayrıca tapu siciline şerh verilmesi zorunlu değildir. Konuya ilişkin tasarruf yetkisi kısıtlamalarının tapu kütüğüne şerh verilebileceğini hükme bağlayan TMK’nun 1010. maddenin son fıkrası uyarınca haciz şerhi verilmekle, taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir. Tapuya işlenmesi, haczin kurucu unsuru olmayıp bildirici nitelik taşır. Ne var ki 3. kişilere karşı ileri sürülebilmesi için haczin tapu siciline işlenmesi gerekmektedir.

Somut olayda, taşınmazların haczi için icra müdürlüğünce 05.01.2010 tarihli haciz müzekkeresi yazıldığı, tapu sicil müdürlüğü tarafından 249 yevmiye ile 15.01.2010 tarihinde haciz şerhinin verildiği, alacaklı tarafından 13.01.2012 tarihinde satış talebinde bulunulduğu ve satış avansının 13.01.2012 tarihli makbuzla yatırıldığı görülmektedir. Bu durumda, 05.01.2010 olan haciz tarihinden itibaren 2 yıl olan satış isteme süresi geçmiş olduğundan taşınmazlar üzerindeki hacizler düşmüş bulunmaktadır.

O halde, mahkemece, İİK’nun 110. maddesi gereğince, mahcuz taşınmazlar üzerindeki hacizlerin yasal sürede satış istenmediğinden kalktığı hususu dikkate alınarak, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, haciz kararının verildiği tarih yerine haczin tapuya şerh verildiği tarihin haciz tarihi olarak kabulü ile satış isteminin yasal süresinde yapıldığından bahisle isteminin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.06.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.