TAHKİM KOMİSYONU KARARI KESİNLEŞMEDEN İCRAYA KONULDUĞUNDAN, ŞİKAYET DAVASININ KABULÜNE

YARGITAY 8.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016 / 17475
KARAR NO: 2017 / 1227
KARAR TARİHİ: 07.02.2017

ÖZET: Borçlunun Sigorta Tahkim Komisyonu’na itiraz başvurusu yaptığı takibin ise daha önce başlatıldığı anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece; itiraz başvurusunun takip başlatıldıktan sonra yapılması nedeniyle, takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekir.

(5684 S. K. m. 30)

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Borçlu vekili, vekil edeni aleyhine …. 32. İcra Müdürlüğü’nün 2016/14606 Esas sayılı takip dosyası ile ilamlı takip başlatıldığını, …. Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararına karşı itiraz başvurusu yapıldığını ve kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirterek takibin iptalini talep etmiştir.

Mahkemece; HMK 439. madde gereğince hakem kararlarının derhal uygulanacağı ve hakem kararlarına karşı sadece iptal davası açılabileceği ve bunun da kararın icrasını durdurmayacağı gerekçeleriyle şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinin 12. fıkrasında; “Tahkim sistemine üye olmak isteyenlerden katılma payı, uyuşmazlık çözümü için Komisyona başvuranlardan ise başvuru ücreti alınır. Beş bin Türk Lirasının altındaki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları kesindir. Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebilir. İtiraz talebinde bulunmak için bu madde uyarınca belirlenen başvuru ücretinin Komisyona yatırılması şarttır. İtiraz üzerine hakem kararının icrası durur. İtiraz talebi münhasıran bu talepleri incelemek üzere Komisyon tarafından teşkil edilen hakem heyetlerince incelenir. İtiraz talebi hakkında işin heyete intikalinden itibaren iki ay içinde karar verilir. Beşbin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları bu madde uyarınca süresinde itiraz başvurusunda bulunulmaması hâlinde kesinleşir. Bu uyuşmazlıklar hakkında bu madde uyarınca yapılan itiraz üzerine verilen karar kesindir. Kırk bin Türk Lirasının üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında itiraz üzerine verilen kararlar için temyize gidilebilir. Ancak, tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması, talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması, hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesi ve hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemesi durumlarında her hâlükarda temyiz yolu açıktır. Temyize ilişkin usûl ve esaslar hakkında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır.” düzenlemesi mevcuttur.

Mevcut yasaya göre değeri Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebileceği ve itiraz üzerine hakem kararlarının icrasının duracağı belirtilmektedir.

Somut olayda borçlunun Sigorta Tahkim Komisyonu’na 05.05.2016 tarihinde itiraz başvurusu yaptığı takibin ise daha önce 02.05.2016 tarihinde başlatıldığı anlaşılmaktadır.

O halde, Mahkemece; itiraz başvurusunun takip başlatıldıktan sonra yapılması nedeniyle, takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle şikayetin reddine karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 07.02.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

KAMBİYO TAKİBİ, VADESİ GELMEMİŞ SENEDİN TAKİBE KONMASI, TAKİBİN İPTALİ

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2015/20155
KARAR NO:2015/28709
KARAR TARİHİ:19.11.2015
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Gördes İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 20/02/2015
NUMARASI: 2014/23-2015/8

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı vekili tarafından 11 adet bonoya ve muacceliyet sözleşmelerine dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus yolla takibe başlandığı, borçlulara örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçluların icra mahkemesine başvurarak, yetkiye itirazlarının yanında 15.08.2014 ve 15.09.2014 vade tarihli bonolar dışında diğer bonoların vadelerinin gelmediğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece HMK’nun 17. maddesine göre yetki anlaşmasının geçerli olduğu gerekçesiyle yetki itirazının reddine, taraflar arasında düzenlenen bonolardan bir tanesinin ödenmemesi halinde diğer bonolarında muaccel olacağına yönelik yine taraflar arasında kabul edilen sözleşme ibraz edildiği gerekçesiyle itirazların reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip, İİK’nun 168. maddesinin birinci fıkrasına göre ancak vadesi gelmiş kambiyo senetleri için yapılabilir.

Takip dayanağı bonolarda vadesinde ödenmediği takdirde müteakip bonoların da muacceliyet kesbedeceği yolunda kayıt bulunması, bu senetlerin kambiyo senedi olma özelliğini etkilemez. Bu gibi kayıtlar yazılmamış sayılır.

Muacceliyet şartı, ayrıca bir sözleşmede belirlenmedikçe, anılan kayıt ilgililer yönünden hiçbir sonuç doğurmaz (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku 2. baskı, sayfa 487 ve 1002). Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarında da belirtildiği üzere, senetlerin birinin vadesinde ödenmemesi halinde diğer senetlerin muaccel olacağına ilişkin taraflar arasında, ayrıca bir sözleşme yapılması ve sözleşme ile bonolara açıkça atıfta bulunulması halinde muacceliyet koşulu geçerlidir.

Somut olayda kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine 10.12.2014 tarihinde başlandığı, takibe dayanak yapılan 11 adet bonodan 15.08.2014 ve 15.09.2014 vadeli bonoların takip tarihinde vadelerinin geldiği, diğer bonoların ise henüz vadelerinin gelmediği görülmektedir.
Alacaklı tarafından icra dosyasına ibraz edilen 06.06.2014 tarihli sözleşmelerde takibe dayanak bonolara açıkça bir gönderme yapılmamış olup, borçluların da muacceliyet anlaşmasının varlığına yönelik bir kabulü bulunmamaktadır.
O halde mahkemece, Manisa mahkemelerinin yetkisi kararlaştırılan 15.02.2015 vade tarihli ve 15.04.2015 vade tarihli bonolar yönünden yetki itirazlarının kabulü gerekir.

Öte yandan takip tarihi itibariyle vadesi gelmemiş olan 15/01/2015, 15/02/2015, 15/04/2015, 15/06/2015, 15/10/2015, 15/08/2015, 15/12/2015, 15/02/2016, 15/04/2016 vade tarihli bonolar yönünden takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/11/2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İTİRAZIN İPTALİ, İCRA TAKİBİNİN YAPILDIĞI YER MAHKEMESİNİN YETKİLİ OLDUĞU

TBK- MADDE 89
B. İfa yeri
Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır;

1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde,

2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde,

3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde,

ifa edilir.

Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2017/2416
KARAR NO. 2017/4538
KARAR TARİHİ. 5.7.2017

Davacı … vekili tarafından, davalı … aleyhine 22/08/2014 gününde verilen dilekçeyle itirazın iptali istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; mahkemenin yetkisizliğine dair verilen 08/12/2015 tarihli kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmek le temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR

Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, yetkisizlik kararı verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz olunmuştur.

[b]Davacı, davalının vekili olarak çalıştığı döneme dair SGK işveren hissesinin ödenmemesi sebebiyle sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapıldığını, davalının haksız olarak borca itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı ise, yetki itirazında bulunarak davanın yetkisizlik sebebiyle ve ayrıca davanın esastan da reddi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, HMK’nın 6. maddesine göre “Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek ve tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir ” şeklindeki düzenleme sebebiyle olduğundan bahisle yetki itirazının kabulüyle yetkisizlik kararı verilmiştir.

Davacı tarafından başlatılan ilamsız icra takibine karşı davalı borçlu, icra takibinde borcun esasına itiraz etmiş, icra dairesinin yetkisine itiraz etmemiştir. İtirazın iptali istemine dair davalarda yetkili olan mahkeme aynı zamanda icra takibinin yapıldığı icra dairesinin bulunduğu yerdeki mahkemedir. Ayrıca davaya konu alacak bir miktar para borcudur. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 89/1-1 bendi gereğince para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Şu durumda mahkemece yetki itirazının reddi ile işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yetkisizlik kararı verilmesi doğru değildir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 05.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TİCARET SİCİLDEN RE’SEN TERKİN EDİLEN BORÇLU ŞİRKETİN İHYASI SAĞLANMADAN HAKKINDA TAKİP YAPILAMAYACAĞI

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2017/991
KARAR NO: 2017/7706
KARAR TARİHİ: 22.5.2017

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR

Alacaklının asıl kredi borçlusu … Tic. A.Ş ve ipotekli taşınmaz maliki … hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçtiği ve 6 örnek icra emrinin düzenlendiği, ipotekli taşınmaz maliki … vekilinin icra mahkemesine başvurusunda; sair şikayet nedenleri yanında borçlu şirketin ticaret sicilinden terkin edildiğini, tüzel kişiliğinin sona erdiğini ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini istediği, mahkemece; şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Borçlu … Tic. A.Ş.’nin 6102 Sayılı TTK’nun geçici 7. maddesi uyarınca 09.10.2014 tarihinde re’sen Ticaret Sicilden terkin edildiği, bundan sonra alacaklı tarafından adı geçen borçlular hakkında 15.05.2015 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe geçilerek, 6 örnek icra emri düzenlendiği görülmektedir.

6102 Sayılı TTK’nun geçici 7. maddesi uyarınca sicilden terkin edilen şirketin aynı maddenin 15. bendine göre ihyası mümkündür; bu bentte, “… Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir…” düzenlemesine yer verilmiştir.

6102 Sayılı TTK’nun 547. maddesinde de; Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri belirtilmiştir. Ticaret sicilinden terkin edilmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sonra eren şirketin, takibin tarafı olmak ehliyeti de bulunmamaktadır.

Feshedilmekle tüzel kişiliği sona eren şirketin, medeni haklardan yararlanma ve bu hakları kullanma ehliyeti de son bulacağından, münfesih tüzel kişiliğin gerek yargıda gerekse diğer resmi merciler önünde temsil edilebileceğinden bahsetmek olanaklı değildir. Dolayısıyla, tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren (münfesih) şirketin takibin tarafı olmak ehliyeti de bulunmamaktadır. Ticaret sicilinden terkin edilmiş şirket hakkında takip işlemlerine başlanması ve yürütülmesi tasfiye memuru ile ticaret sicile yöneltilecek dava sonucunda tüzel kişiliğin yeniden ihyası ile mümkündür. Taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olup hakimin bu hususu re’sen de göz önünde bulundurması zorunludur.

Diğer yandan, İİK’nun 149/b maddesinde; “149.maddede yazılı haller dışındaki muaccel alacaklar için icra müdürü, borçluya ve varsa taşınmaz sahibi 3. şahsa birer ödeme emri gönderir.” düzenlemesi mevcut olup, madde içeriğinden, borçlu ile ipotek veren arasında zorunlu takip arkadaşlığının bulunması sebebiyle haklarında birlikte takip yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.
Buna göre; ticaret sicilinden terkin edilen borçlu şirket hakkında takipte taraf olarak gösterilmek suretiyle icra takibine başlanması ve takip işlemlerine devam edilmesi durumunda yapılan işlemler hukuken geçersiz ve yok hükmünde olup; ipotek veren … ile asıl borçlu şirket arasında zorunlu takip arkadaşlığı bulunduğundan, ipotek veren hakkında icra takibine devam edilmesine de imkan yoktur. Takipten önce borçlu şirketin ihyasına dair bir karar bulunmadığı gibi, takipten sonra da alacaklının ihya yönünde bir istemi de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, borçlu şirket yönünden ihya sağlanmadan hakkında takip yapılamayacağı gibi; bu eksiklik tamamlanmadan zorunlu takip arkadaşı olan taşınmaz maliki …’a karşı da takibin devamı mümkün değildir.

O halde; mahkemece açıklanan sebeplerle takibin iptali yönünde şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.05.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

HAKSIZ TAKİP MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ

T.C
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2015/12399
KARAR NO:2017/2024
KARAR TARİHİ:20/02/2017
MAHKEMESİ : Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği
konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı şirketten hiç alışveriş yapmamasına karşın hakkında sahte belgelerle düzenlenen faturadan kaynaklı takip yapıldığını ileri sürerek bu takip nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile birlikte haksız takip nedeni ile yaşadığı üzüntü karşılığı olmak üzere 5000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile icra takibi nedeni ile davacının borçlu olmadığının tespitine, yapılan takibin haksız olması nedeni ile 2500 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm,davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir

2-Davacı elde ki davası ile, hakkında yapılan haksız takibe borçlu olmadığının tespitini ve yaşadığı bu süreç nedeni ile manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Takibe konu fatura, dava dışı üçüncü şahıslar tarafından sahte belgeler ile düzenlenmiş olup, davalı ödenmeyen borç için takip başlatmış bu takip davacının borca itirazıyla durmuş, davacı daha sonra iş bu davayı açmıştır. Davacı aleyhine hatalı takip başlatmak tek başına T.B.K 58.maddesindeki manevi tazminatı isteme hakkı doğurmaz. Manevi tazminat talep edilebilmesi için davacının kişisel haklarına hukuka aykırı bir şekilde tecavüzün varlığını oluşturacak kasıt veya ağır kusurdan sözetmek gerekir.

(TBK– MADDE 58 3. Kişilik hakkının zedelenmesi
Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.)

Somut olayda itirazla takip durmuş olup davalının bu aşamada ağır kusurundan bahsedilemez. Bu noktada, koşullarının oluşmadığı gözetilerek mahkemece manevi tazminat talebinin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz isteminin reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz isteminin kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 108,00 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 20/02/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.

KİRACININ TAHLİYESİ-TAHLİYE TALEBİNİN TAKİP TALEBİNDE YAZILMAMASI

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2017/13162
KARAR NO: 2017/10909
KARAR TARİHİ: 18.9.2017

2004/m.269/1

ÖZET : Dava, davalı kefillerin itirazlarının kaldırılması ve kiracının tahliyesi istemlerine ilişkindir. Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra dairesinin borçluya ödeme emri gönderebilmesi için, takip talebinde bulunması gereken kayıtlara, takip talebinin şartları denir. Kiralayan alacaklı, ilamsız tahliye takip talebinde kiranın ödenmesinden başka, kiracının tahliyesini İ.İ.K.nun 269/1. maddesi gereğince istemek zorundadır. Böylece kiralayan kira bedeli için genel haciz yolu ile takiple tahliye takibini birleştirir. Takip talebi örneğinin 7 numaralı bölümünün karşısındaki boş yere tahliye talebinin yazılması gerekir. Ayrıca 9 numaralı bölümde de bu talebin yeniden haciz ve tahliye şeklinde tekrarlanması gerekir.Dosyada mevcut, örnek icra takip dosyasındaki takip talepnamesinin incelenmesinden talepte tahliye isteğinin yer almadığı görülmektedir. Tahliye talebi olmayan takibe dayalı olarak, icra müdürlüğünce borçluya 13 örnek ödeme emri gönderilemez. Alacaklı, böyle bir ödeme emrine dayanarak İcra Mahkemesinden taşınmazın tahliyesini isteyemez. Bu durumda mahkemece, tahliye talebi bulunmayan takip talepnamesine dayalı olarak açılan tahliye davasının reddine karar verilmesi gerekirken tahliye kararı verilmesi hatalıdır.

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Dava davalı kefillerin itirazlarının kaldırılması ve kiracı Melissa Tarım ve Tarım Ürünleri Hayvancılık…Ticaret Limited Şirketinin tahliyesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

1-) Tüm davalıların, 02.03.2015 tarihli kararı temyiz ettiklerine dair dilekçe ibraz etmelerinden sonra, davalı kefiller tarafından ibraz olunan 13.04.2015 tarihli feragat dilekçesi ile işbu temyiz taleplerinden feragat ettiklerini bildirmişler ve aynı gün başka bir dilekçeyle de bu defa; temyizden feragat taleplerinden feragat ettiklerini beyan etmişlerdir. Davalıların temyizden feragat etmeleri tek taraflı bir irade beyanı olup, bu feragatten vazgeçmeleri mümkün olmadığından vaki feragat sebebiyle davalı kefillertemyiz dilekçelerinin reddine,

2-) Davalı kiracı Şirket temsilcinin temyizine gelince;

Davacı alacaklı vekili, ödenmediği iddia olunan kira bedellerinin tahsili amacıyla 23.06.2014 tarihinde başlatmış olduğu icra takibi sebebiyle düzenlenen ödeme emrine, davalı kiracının itiraz etmemesi sebebiyle, kesinleşen takibe dayalı olarak İcra Mahkemesinden, davalı kiracının tahliyesine karar verilmesini istemiştir.

Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra dairesinin borçluya ödeme emri gönderebilmesi için, takip talebinde bulunması gereken kayıtlara, takip talebinin şartları denir. Kiralayan alacaklı, ilamsız tahliye takip talebinde kiranın ödenmesinden başka, kiracının tahliyesini İ.İ.K.nun 269/1. maddesi gereğince istemek zorundadır. Böylece kiralayan kira bedeli için genel haciz yolu ile takiple tahliye takibini birleştirir. Takip talebi örneğinin 7 numaralı bölümünün karşısındaki boşyere tahliye talebinin yazılması gerekir. Ayrıca 9 numaralı bölümde de bu talebin yeniden haciz ve tahliye şeklinde tekrarlanması gerekir.

Dosyada mevcut, örnek icra takip dosyasındaki takip talepnamesinin incelenmesinden talepte tahliye isteğinin yer almadığı görülmektedir. Tahliye talebi olmayan takibe dayalı olarak, icra müdürlüğünce borçluya 13 örnek ödeme emri gönderilemez. Alacaklı, böyle bir ödeme emrine dayanarak İcra Mahkemesinden taşınmazın tahliyesini isteyemez. Bu durumda mahkemece, tahliye talebi bulunmayan takip talepnamesine dayalı olarak açılan tahliye davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile tahliye kararı verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (2) numaralı bentte yazılı sebeplerle davalı kiracı temsilcisinin temyiz taleplerinin kabulüyle kararın BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 18.09.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İHTİYATİ HACİZ KARARI İLE İLAMLI TAKİP YAPILAMAZ

T.C
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2015/1677
KARAR NO:2017/1694
KARAR TARİHİ:13.02.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Şikayet

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Borçlu vekili takip dayanağı ihtiyati haciz kararı ile ilamlı takip başlatılamayacağını, ihtiyati haciz kararının ilam veya ilam hükmünde belge olmadığını usul ve yasaya aykırı takibin iptalini talep etmiştir.

Mahkemece, …. İcra Müdürlüğü’nün 2014/553 Esas sayılı dosyasında ilamlara özgü takip yolunun başlatıldığı, dayanak kararın ilam değil, ihtiyati haciz kararı olduğu, her ne kadar ilamlara özgü takip yapılmış ve dosyada mevcut hacizler özellikle tapu kayıtları üzerindeki hacizlerin ihtiyati değil, icrai haciz olduğu görülmüş olsa da, hacizlerin ihtiyati haciz hükmünde olduğu, bununla birlikte borçluya tebligatın 02/04/2014 tarihinde yapıldığı, tüm bu nedenler ile ihtiyati haciz kararı ilam hükmünde olmamasına rağmen ilamlara özgü takip yapılması nedeniyle şikayetin kısmen kabulü ile, icra emrinin iptaline karar verilmiş, hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.

… Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2014/14 D. İş sayılı dosyası ile verilen ihtiyati haciz kararı ile ilamlı takip başlatıldığı dayanak ihtiyati haciz kararının, ilam veya ilam hükmünde belgelerden olmadığı Mahkemenin de kabulün dedir. O halde takibin iptaline karar
verilmesi gerekir iken icra emrinin iptali ile yetinilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme hükmünün yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,13.02.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

RESEN TERKİN EDİLEN ŞİRKETE KARŞI İCRA TAKİBİ, ŞİRKETİN İHYASI

YARGITAY 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/1799
KARAR NO : 2017/2920

Taraflar arasında görülen davada Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 22.12.2016 tarih ve 2016/529-2016/547 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi G. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, …ili Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği’ne bağlı …Devlet Hastanesi’nde yüklenici işverenler yanında işçi olarak çalışan H… vekili tarafından bakanlık aleyhine …İş Mahkemesi’nin 2009/1528 Esas sayılı dosyası ile açılan davada, 14/09/2010 tarih ve 2010/826 Karar sayılı karar ile davanın kabulüne karar verildiğini, söz konusu kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2010/47654 Esas, 2013/6530 Karar sayılı ilamı ile kesinleşmiş olup mahkeme kararı ile hükmedilen alacakların tahsili amacıyla …6. İcra Müdürlüğü’nün 2010/13988 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, icra takibi nedeniyle alacaklı tarafa 19/04/2013 tarihinde 50.676,24 TL ödeme yapıldığını. …2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/101 Esas sayılı dosyası ile açılan rücuan alacak davasında davalılar arasında Ö… Gıda Maddeleri Turizm İnş. Nakl. Taah. Temizlik Yemekhane ve Güvenlik Hizm.Tic. Ltd. Şti’de bulunmakta olup, …Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 06/03/2015 tarih ve 2434 sayılı cevabi yazısı içeriğinden adı geçen davalının 6102 sayılı TTK’nun geçici 7. maddesine istinaden 03/12/2013 tarihinde ticaret sicilinden resen terkin edildiğinin anlaşıldığını, bunun üzerine mahkemece taraflarına bahse konu şirketin ihyasının talep edilmesi için yetki ve süre verildiğini belirterek Trabzon Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 14418 sicilinde kayıtlı iken davalı tarafça resen terkin edilen Ö… Gıda Maddeleri Turizm İnşaat Nakliyat Taahhüt Temizlik ve Yemekhane ve Güvenlik Hizm. Tic. Ltd. Şti. unvanlı şirketin tüzel kişiliğinin ihyasına, ihya edilen dava konusu şirkete tasfiye memuru atanmasına, yargılama giderleri ile avukatlık vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak tüm dosya kapsamına göre, Ö… Gıda Maddeleri Turizm İnşaat Nakliyat Taahhüt Temizlik Yemekhane ve Güvenlik Hizmetleri Tic. Ltd. Şti’nin tüzel kişiliğinin ihyasına, tasfiye memuru olarak şirket yönetim kurulu başkanı ve üyelerinin atanmasına, davacı kendisini vekil ile temsil ettiğinden yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 1.800,00 TL vekalet ücretinin ve davacının yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, istek halinde aşağıda yazılı 71,60 TL harcın temyiz edene iadesine, 15/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TİCARET SİCİLİNDEN TERKİN EDİLEN ŞİRKETE KARŞI İCRA TAKİBİ

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/26527
KARAR NO : 2016/23660

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi G. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Borçlu şirket vekili icra mahkemesine başvurusunda, 08.10.2015 tarihinde yapılan taşınmaz ihalesinin feshini talep etmiş, mahkemece, şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmiştir.

Mahkemece 12.02.2016 tarihinde karar verildikten sonra temyiz aşamasında, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün 21.06.2016 tarihli yazısı ile, şikayetçi şirketin, 6102 sayılı TTK’nun geçici 7. maddesine göre, 18.02.2015 tarihinde re’sen terkin edildiğinin, şirket dosyasına intikal eden ihya kararı bulunmadığının bildirildiği görülmüştür.

Ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren (münfesih) şirketin, yargılamanın tarafı olmak ehliyeti de bulunmamaktadır. Davadan önce veya dava devam ederken tüzel kişiliğin son bulması halinde, davaya devam edilmesine imkan yoktur. Taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olup, hakimin bu hususu resen de göz önünde bulundurması zorunludur.

Ticaret Sicilinden terkinin, tüzel kişinin bizatihi kendisi hakkında sonuç doğurabilmesi için Ticaret Sicili Gazetesinde ayrıca ilanına da gerek bulunmamaktadır. Zira kural olarak yasada öngörülen istisnalar haricinde Ticaret Sicili Gazetesinde ilan kurucu değil, bildirici bir etkiye sahip olup, üçüncü kişilere karşı değişikliğin hüküm ifade ettiği tarih, ilan tarihine göre belirlenir ise de, tüzel kişinin kendisi yönünden değişikliğin hüküm ifade etmesi ilan şartına bağlanamaz.

Ticaret sicilinden silinmekle tüzel kişiliği sona ermiş ve hukuk aleminden silinmiş olan şirketin, haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsilinin hukuken olanaklı olmadığı, bunun sonucu olarak, münfesih şirket adına tüzel kişiliğin sonra ermesinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi, hukuki işlem tesis edilemeyeceği, tesis edilen işlemlerin hukuki sonuç doğurmayacağı, hukuki sonuç doğurmayan, diğer bir ifadeyle hukuk düzeninde varlık kazanmayan işlemlerin, herhangi bir kişinin menfaatini ihlal etmesinin de söz konusu olamayacağı hususları dikkate alındığında, tüzel kişiliği sonra eren şirketin medeni haklardan yararlanma ve bu hakları kullanabilme ehliyeti son bulacağından, yargı merciileri nezdinde temsil edilmesi ve yargılamaya taraf olmasının da mümkün olamayacağı açıktır.

Hal böyle olunca; şikayetçi şirketin aktif dava ehliyeti bulunmadığından ve bu durum mahkemece re’sen gözetilmesi gerektiğinden, davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esasının incelenerek şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/11/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

BORÇLU TARAFINDAN YAPILAN ÖDEME TAAHHÜDÜN DİĞER TAKİP BORÇLULARI HAKKINDAKİ TAKİBİ DURDURMAZ

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/9770
KARAR NO:2017/1207
KARAR TARİHİ:06.02.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve
dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp
düşünüldü:

Şikayetçi borçlu … vekilinin, icra takip dosyasında diğer borçlu … ile alacaklı arasında İİK’nun 111. maddesi uyarınca sözleşme yapıldığını, dolayısıyla sözleşme sürecinde takibin durması gerektiğini, buna rağmen müvekkilinin araçları üzerine haciz
konulduğunu ileri sürerek hacizlerin kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurduğu,

mahkemece, şikayetin kabulüne karar verildiği görülmektedir. İİK’nun 111/3-4. maddesi; “Borçlu ile alacaklının borcun taksitlendirilmesi için icra dairesinde yapacakları sözleşme veya sözleşmelerin devamı süresince 106 ve 150/e maddelerindeki süreler işlemez. Ancak bu sözleşme veya sözleşmelerin toplam süresinin on yılı aşması hâlinde, aştığı tarihten itibaren süreler kaldığı yerden işlemeye başlar. Taksitlerden biri zamanında verilmezse icra muamelesi ve süreler kaldığı yerden devam eder” şeklinde düzenlenmiştir. Bu nedenle anılan madde uyarınca taksitle ödeme sözleşmesi yapılması halinde, sözleşme ihlal edilmediği sürece alacaklı, bu sözleşmeyi yapan borçlu yönünden, takibe devam edemez.

Somut olayda, dava dışı borçlu …’ın icra dairesi huzurunda vermiş olduğu ödeme taahhüdünün alacaklı tarafından kabul edilmesi ile taraflar arasında İİK’nun 111/3. maddesi uyarınca ödeme taahhüdü sözleşmesi yapıldığı, akabinde, alacaklının talebi ile, sözleşmenin tarafı olmayan şikayetçi borçlunun tüm araçları üzerine haciz konulduğu görülmüştür. İİK’nun 111. maddesi gereğince yasal şartların bulunması nedeniyle borçlu …’ın borcunu taksitler halinde ödeme taahhüdü, sadece adı geçen borçlu hakkındaki takibin durması sonucunu doğurur. Bir başka deyişle anılan borçlu tarafından yapılan taahhüt, diğer takip borçluları hakkındaki takibi durdurmaz. Bu durumda, borçlu … yönünden takibe devam edilip, adı geçen borçlunun araçlarının haczedilmesinde yasaya aykırı bir durum olmadığından, mahkemece, şikayetin reddi yerine, kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.02.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.