İCRA MÜDÜRLÜĞÜNÜN NÜFUS KAYDI SORGULAMAYA YETKİLİ İSTİSNAİ KURUMLARDAN OLMADIĞI

İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ


E. 2016/59
K. 2016/68
T. 13.10.2016

* KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI ( Nüfus Kaydının Kişisel Veri Niteliğinde Olduğu/Kişisel Verilerin İlgili Kişinin Açık Rızası Olmadan İşlenemeyeceği – Soruşturma Kovuşturma Yargılama veya İnfaz İşlemlerine İlişkin Olarak Yargı Makamları veya İnfaz Mercileri Tarafından İşlenebilmesinin İstisna Olduğu/Nüfus Kaydına Ulaşılması İstenen Kurum İcra Müdürlüğü Olup İstisnai Kurumlardan Olmadığı – Borçlunun Aile Nüfus Kaydı Sorgulamasına İlişkin Talebi Yerinde Olmayıp Bu Talebin Reddine İlişkin Müdürlük Kararının Doğru Olduğu )

* İCRA MÜDÜRLÜĞÜNÜN NÜFUS KAYDI SORGULAMAYA YETKİLİ İSTİSNAİ KURUMLARDAN OLMADIĞI ( Nüfus Kaydının Kişisel Veri Niteliğinde Olduğu/Soruşturma Kovuşturma Yargılama veya İnfaz İşlemlerine İlişkin Olarak Yargı Makamları veya İnfaz Mercileri Tarafından İşlenebilmesinin İstisna Olduğu – Nüfus Kaydına Ulaşılması İstenen Kurum İcra Müdürlüğü Olup İstisnai Kurumlardan Olmadığı/ Borçlunun Aile Nüfus Kaydı Sorgulamasına İlişkin Talep Yerinde Olmayıp Bu Talebin Reddine İlişkin Müdürlük Kararının Doğru Olduğu )

* MURİSE İLİŞKİN MALVARLIĞI SORGUSU TALEBİ ( Yapılacak Bir Fayda-Zarar Kıyaslamasında Kişisel Verilere Kolaylıkla Ulaşılmasının Yaratması Muhtemel Olan Zararlarının Sağlaması Muhtemel Olan Yararlarına Göre Daha Fazla Ve Daha Mühim Olduğu – Borçlunun Anne Babasını Gösterir Aile Nüfus Kaydının Sorgulanarak Muris Tespit Edilmesi Halinde Taşınmaz Sorgulamasına İlişkin Talebi Yerinde Olmayıp Bu Talebin Reddine İlişkin Müdürlük Kararının Doğru Olduğu )

* BORÇLUNUN PASİF TAŞINMAZ KAYITLARININ SORGULANMASI ( Pasif Tapu Kaydı Sorgulamasın da Ulaşılacak Bilgi Borçlu Adına Daha Önce Kayıtlı Bulunan Taşınmaz Bilgisi Olup Bu Bilginin Bu Taşınmazın Şimdiki Maliki Hakkında Herhangi Bir Bilgi İçermeyeceği/Kaydın Dosyaya Dahil Edilmesinin Herhangi Bir 3. Kişinin Bilgilerinin Dosyaya Yansıması Sonucunu Doğurmayacağı Gibi Borcun Tahsili İçin İmkan Sağlayabileceği – Talebin Reddinin Yerinde Olmadığı/İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulü Gerektiği )

* BORCUN TAHSİLİ İÇİN İMKAN SAĞLANMASI ( Pasif Tapu Kaydı Sorgulamasın da Ulaşılacak Bilgi Borçlu Adına Daha Önce Kayıtlı Bulunan Taşınmaz Bilgisi Olup Bu Bilginin Bu Taşınmazın Şimdiki Maliki Hakkında Herhangi Bir Bilgi İçermeyeceği/Kaydın Dosyaya Dahil Edilmesinin Herhangi Bir 3. Kişinin Bilgilerinin Dosyaya Yansıması Sonucunu Doğurmayacağı – Talebin Reddinin Yerinde Olmadığı/İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulü Gerektiği )

2709/m. 13, 20

6698/m. 3,5,28

5490/m. 9

ÖZET : Kişinin nüfus kaydının kişisel veri niteliğinde olduğu tartışmasızdır. Kişisel verilerin tamamen veya kısmen elde edilerek kaydedilmesi ise kişisel verilerin işlenmesidir. Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenebilmesi ise bu kuralın istisnasıdır. Olayda nüfus kaydına ulaşması ve kaydetmesi istenen kurum icra müdürlüğü olup bu kurumun belirtilen istisnalar arasında sayılan kurumlardan olmadığı açıktır. Yapılacak bir fayda-zarar kıyaslamasında kişisel verilere kolaylıkla ulaşılmasının yaratması muhtemel olan zararlarının sağlaması muhtemel olan yararlarına göre daha fazla ve daha mühim olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde davacı tarafın icra müdürlüğüne yaptığı borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasına ilişkin talebi yerinde olmayıp bu talebin reddine ilişkin müdürlük kararı doğrudur.

Davacı tarafın diğer talebi ise borçlunun varsa pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması talebidir. Pasif tapu kaydı sorgulamasın da ulaşılacak bilgi borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olup bu bilgi bu taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir bilgi içermeyecektir. Bu nedenle bu kaydın dosyaya dahil edilmesi, borçlu dışındaki herhangi bir 3. kişinin bilgilerinin dosyaya yansıması sonucunu doğurmayacağı gibi borcun tahsili için imkan sağlayabilecektir. O halde bu yöndeki talebin icra müdürlüğünce ve özellikle de dosyanın infazına yarar sağlamayacağı ve borçlu aleyhine delil toplanamayacağı gerekçesi ile reddi yerinde değildir. Davacı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile istinafa konu kararın düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekir.

DAVA : Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 11/08/2016 gün 2016/364 Esas – 2016/468 Karar sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi:

KARAR : Davacı vekili tarafından Manisa 5. İcra Müdürlüğünün 2016/2488 esas sayılı takibi kapsamında müdürlükçe alınan 24/06/2016 tarihli kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

CEVAP: Dava icra müdürlüğünün işlemine karşı şikayet davası olup hasımsızdır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Açılan dava sonucu Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/364-468 E.K. sayılı kararı ile şikayetin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı taraf istinaf dilekçesinde;

1- Taleplerinde 3. kişilere ait bir sorgu veya malvarlığı araştırması bulunmadığını, sorgulanmasını istedikleri nüfus kaydının borçlunun aile nüfus kaydı olduğunu, bu uygulamanın yaygınlaşmasının kötü niyetli borçlulara imkan sağlayacağını, adli makamların nüfus kayıtlarını almasının mümkün olduğunu,

2- Pasif taşınmazlara ilişkin sorgu işlemlerinin 3. kişilerin temel hak ve hürriyetlerine aykırılık teşkil etmeyeceğini, yapılacak sorguda borçlunun herhangi bir taşınmazını satıp satmadığının tespit edileceğini, satmış ise kime sattığının ve halen kim adına kayıtlı olduğunun tespit edilmeyeceğini,

3- Talebin kabul edilmesinin dosyanın infazına yarar sağlamayacağına ilişkin gerekçenin ise kabul edilmesinin mümkün olmadığını beyan ederek Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/364-468 E.K. sayılı kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE: Davacı alacaklı taraf icra müdürlüğüne sunduğu talebi ile borçlu adına kayıtlı pasif taşınmaz kaydı olup olmadığının sorgulanmasını ve borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasını talep etmiş, müdürlük bu talebi reddetmiştir. Şikayete konu karar bu karardır. Burada çözülmesi gereken ilk ihtilaf borçlu dışındaki kişilerin nüfus kayıt bilgilerinin takip dosyası kapsamında temin edilerek açığa çıkarılmasının mümkün olup olmadığıdır.

Konu ile ilgili mevzuat hükümleri incelendiğinde TC Anayasası madde 13: Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

TC Anayasası madde 20/3: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 8: 1- Herkes, özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

2- Bu hakkın kullanımına, yasa/hukuk uyarınca olması ve ulusal güvenlik, kamu emniyeti ya da ülkenin ekonomik refahı, düzensizliğin ya da suçun önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın korunması ya da başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması için demokratik toplumda gerekli olması hali istisna olmak üzere, bir kamu makamı tarafından bulunulmayacaktır.

Nüfus Hizmetleri Kanunu madde 9: 1- Nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Bunlar, yetkili ve sorumlu memurlar ile teftiş ve denetim yetkisi olanlar dışında kimse tarafından görülüp incelenemez. Mahkemeler bu hükmün dışındadır.

2- Nüfus kayıtlarına bu bilgileri işleyen memurlar ve Kimlik Paylaşımı Sistemi kapsamında nüfus kayıtlarından faydalanan diğer görevliler de bu gizliliğe uymak zorundadırlar. Bu yükümlülük, kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder.

Madde 44: 1- Nüfus kayıt örneklerini; ç) Adlı makamlar, nüfus müdürlüklerinden doğrudan almaya yetkilidirler.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,

Madde 3/1-e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hale getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi,

Madde 5: 1 – Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.

2- Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:

a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi.

b) Fiili imkansızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.

c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.

ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.

d) ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.

e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.

f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.

Madde 28: 1- Bu Kanun hükümleri aşağıdaki hallerde uygulanmaz: … d) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi, düzenlemelerine rastlanmaktadır.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine göre kişinin nüfus kaydının kişisel veri niteliğinde olduğu tartışmasızdır. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-d) Kişisel verilerin tamamen veya kısmen elde edilerek kaydedilmesi ise kişisel verilerin işlenmesidir. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-e) Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın içlenemez. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 5) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenebilmesi ise bu kuralın istisnasıdır.(Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 28/1-d) Kişisel veri olduğu açık olan nüfus kaydına ilişkin bir başka düzenleme olan Nüfus Hizmetleri Kanununun 9. maddesine göre ise nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Tüm bu hususlardan açıkça anlaşıldığı üzere kişisel veriler ve bu bağlamda nüfus kayıtları gizlidir, edinilip kaydedilmeleri ilgili kişinin açık rızasına bağlıdır ve bu durum gerek Anayasa, gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve gerekse kanunlarla düzenlenerek koruma altına alınmıştır. Somut olayda nüfus kaydına ulaşması ve kaydetmesi istenen kurum icra müdürlüğü olup bu kurumun yukarıda belirtilen istisnalar arasında sayılan kurumlardan olmadığı da açıktır.

Davacı tarafın beyanlarında dile getirdiği gibi borçlunun murisi olabilecek kişilerin nüfus kaydına erişilmesinin ve onların ölmüş olup olmadıklarının tespitinin borcu tahsilde alacaklı tarafa katkı sağlayacağı muhakkaktır. Hatta bu durum murisinden kendisine intikal eden malları adına tescil ettirmeyen borçluların bu şekilde davranmalarının önüne geçmek sonucunu da doğurabilecektir. Ancak kişisel verilerin bu şekilde işlenmesi ile elde edilmesi muhtemel yararların yanısıra doğabilecek zararlar da birlikte değerlendirilmelidir.

Anayasa Mahkemesinin 09/04/2014 tarih ve 2013/122 – 2014/74 E. K. sayılı kararında kişisel verilerin niçin gizli tutulması gerektiği ayrıntılı olarak açıklanmıştır. “Kişisel verilerin korunması hakkı, kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak, bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan çok sayıda verinin toplanabilmesi; daha önce birbirinden ilişkisiz şekilde tutulan pek çok verinin merkezi olarak bir araya getirilebilmesi; verilerin, veri eşleştirme ve veri madenciliği gibi ileri teknolojik imkanlarla analize tabi tutulmak suretiyle, veriden yeni veriler üretme kapasitesinin artması; verilere erişim ve veri transferinin kolaylaşması; kişisel verilerin ticari işletmeler için kıymetli bir varlık niteliği kazanması neticesinde, özel sektör unsurlarınca yaratılan risklerin daha yaygın ve önemli boyutlara ulaşması ve terör ve suç örgütlerinin kişisel verileri ele geçirme yönündeki faaliyetlerinin artması gibi etkenler, günümüzde kişisel verilerin en üst seviyede korunmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa’nın 20. Maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde, “Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilerek kişisel verilerin korunması hakkı anayasal güvenceye bağlanmış ve bu şekilde kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı koruma altına alınmıştır.”

O halde yapılacak bir fayda-zarar kıyaslamasında kişisel verilere kolaylıkla ulaşılmasının yaratması muhtemel olan zararlarının sağlaması muhtemel olan yararlarına göre daha fazla ve daha mühim olduğu anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde davacı tarafın icra müdürlüğüne yaptığı borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasına ilişkin talebi yerinde olmayıp bu talebin reddine ilişkin’ müdürlük kararı doğrudur. Nitekim bu hususta yerleşmeye başlayan uygulama kapsamında da mahkemelerce verilen benzer mahiyetteki kararlar Yargıtay tarafından da onanmaktadır. (Benzer mahiyette Yargıtay 12 H.D.’ nin 05/05/2016 tarih ve 2015/33810-2016/13366 E.K. sayılı onama kararı) Davacı tarafın diğer talebi ise borçlunun varsa pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması talebidir. Alacaklı bu yöndeki bir bilgiye kendisi ulaşamaz. Ancak bu talebin yerine getirilmesi halinde ulaşacağı pasif taşınmaz kaydı vasıtası ile örneğin tasarrufun iptali gibi bir dava açarak alacağına kavuşma imkanına sahip olabilir. Pasif tapu kaydı sorgulanasın da ulaşılacak bilgi borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olup bu bilgi bu taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir bilgi içermeyecektir. Bu nedenle bu kaydın dosyaya dahil edilmesi, borçlu dışındaki herhangi bir 3. kişinin bilgilerinin dosyaya yansıması sonucunu doğurmayacağı gibi borcun tahsili için imkan sağlayabilecektir. O halde bu yöndeki talebin icra müdürlüğünce ve özellikle de dosyanın infazına yarar sağlamayacağı ve borçlu aleyhine delil toplanamayacağı gerekçesi ile reddi yerinde değildir. Davacı tarafın şikayetinin borçlunun varsa pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması talebinin reddine ilişkin karara karşı yapmış olduğu şikayet yerinde olup, şikayetin bu kısmının da mahkemece reddedilmiş olması yerinde değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi gereği istinafa konu kararın düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/364-468 E.K. sayılı kararı HMK 353/1-b-2 maddesi gereği kaldırılarak; Davacı tarafın şikayetinin kısmen kabulü ile; Manisa 5. İcra Müdürlüğünün 2016/2488 esas sayılı takibi kapsamında müdürlükçe alınan 24/06/2016 tarihli kararının “borçlu adına pasif taşınmaz kaydı sorgulanması talebinin reddine” kısmının kaldırılmasına, Aynı kararda borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanması talebine yönelik verilen red kararına karşı yapılan şikayetin reddine, Maktu karar harcı ve istinaf yoluna başvurma harcı peşin alındığından yeniden alınmalarına yer olmadığına, Davanın niteliği gereği davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Kararın taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK ‘nun 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren bir ay içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 13.10.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi

HACZİN KALDIRILMASINI ALACAKLI TALEP ETTİĞİNDE TAHSİL HARCINI ALACAKLI ÖDER

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2008/27480
KARAR NO. 2009/7227
KARAR TARİHİ. 6.4.2009

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : Karar başlığına şirketin ismi yerine yetkilisi yazılmış ise de bu husus mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden, bozma nedeni yapılmamıştır.

Medeni Usul Hukukunda olduğu gibi, İcra Hukukunda da harç ve giderler, sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir. İİK`nun 15/1.maddesi gereğince de, “Kanunda aksi yazılı değilse” bütün harç ve masraflar borçluya aittir.

Ancak; 492 Sayılı Harçlar Kanununun 23.maddesi uyarınca “Her ne sebeple olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnameye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır. Haczedilen mal satılıp paraya çevrildikten sonra vazgeçilirse tahsil harcının tamamı alınır…”
Somut olayda, alacaklı icra dairesine başvurarak icra takibi sebebiyle borçlunun taşınmazları üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasını talep ettiğine göre, bu istem alacağın haricen tahsil edildiğine karine teşkil edeceğinden, hacizlerin kaldırılabilmesi için yukarıda belirtilen yasa hükmüne uygun olarak tahsil harcının ödenmesi zorunludur. Harçlar Kanununun 23.maddesine göre de harcın sorumlusu haczin kaldırılmasını isteyen alacaklıdır. Anılan bu kanuni düzenleme karşısında bu husus doğrudan doğruya kamu düzenini ilgilendirdiğinden ve re`sen nazara alınması zorunlu olduğundan, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı sebeplerle İİK 366 ve HUMK`nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 06.04.2009 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

KİRACININ TAHLİYESİ-TAHLİYE TALEBİNİN TAKİP TALEBİNDE YAZILMAMASI

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2017/13162
KARAR NO: 2017/10909
KARAR TARİHİ: 18.9.2017

2004/m.269/1

ÖZET : Dava, davalı kefillerin itirazlarının kaldırılması ve kiracının tahliyesi istemlerine ilişkindir. Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra dairesinin borçluya ödeme emri gönderebilmesi için, takip talebinde bulunması gereken kayıtlara, takip talebinin şartları denir. Kiralayan alacaklı, ilamsız tahliye takip talebinde kiranın ödenmesinden başka, kiracının tahliyesini İ.İ.K.nun 269/1. maddesi gereğince istemek zorundadır. Böylece kiralayan kira bedeli için genel haciz yolu ile takiple tahliye takibini birleştirir. Takip talebi örneğinin 7 numaralı bölümünün karşısındaki boş yere tahliye talebinin yazılması gerekir. Ayrıca 9 numaralı bölümde de bu talebin yeniden haciz ve tahliye şeklinde tekrarlanması gerekir.Dosyada mevcut, örnek icra takip dosyasındaki takip talepnamesinin incelenmesinden talepte tahliye isteğinin yer almadığı görülmektedir. Tahliye talebi olmayan takibe dayalı olarak, icra müdürlüğünce borçluya 13 örnek ödeme emri gönderilemez. Alacaklı, böyle bir ödeme emrine dayanarak İcra Mahkemesinden taşınmazın tahliyesini isteyemez. Bu durumda mahkemece, tahliye talebi bulunmayan takip talepnamesine dayalı olarak açılan tahliye davasının reddine karar verilmesi gerekirken tahliye kararı verilmesi hatalıdır.

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Dava davalı kefillerin itirazlarının kaldırılması ve kiracı Melissa Tarım ve Tarım Ürünleri Hayvancılık…Ticaret Limited Şirketinin tahliyesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

1-) Tüm davalıların, 02.03.2015 tarihli kararı temyiz ettiklerine dair dilekçe ibraz etmelerinden sonra, davalı kefiller tarafından ibraz olunan 13.04.2015 tarihli feragat dilekçesi ile işbu temyiz taleplerinden feragat ettiklerini bildirmişler ve aynı gün başka bir dilekçeyle de bu defa; temyizden feragat taleplerinden feragat ettiklerini beyan etmişlerdir. Davalıların temyizden feragat etmeleri tek taraflı bir irade beyanı olup, bu feragatten vazgeçmeleri mümkün olmadığından vaki feragat sebebiyle davalı kefillertemyiz dilekçelerinin reddine,

2-) Davalı kiracı Şirket temsilcinin temyizine gelince;

Davacı alacaklı vekili, ödenmediği iddia olunan kira bedellerinin tahsili amacıyla 23.06.2014 tarihinde başlatmış olduğu icra takibi sebebiyle düzenlenen ödeme emrine, davalı kiracının itiraz etmemesi sebebiyle, kesinleşen takibe dayalı olarak İcra Mahkemesinden, davalı kiracının tahliyesine karar verilmesini istemiştir.

Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra dairesinin borçluya ödeme emri gönderebilmesi için, takip talebinde bulunması gereken kayıtlara, takip talebinin şartları denir. Kiralayan alacaklı, ilamsız tahliye takip talebinde kiranın ödenmesinden başka, kiracının tahliyesini İ.İ.K.nun 269/1. maddesi gereğince istemek zorundadır. Böylece kiralayan kira bedeli için genel haciz yolu ile takiple tahliye takibini birleştirir. Takip talebi örneğinin 7 numaralı bölümünün karşısındaki boşyere tahliye talebinin yazılması gerekir. Ayrıca 9 numaralı bölümde de bu talebin yeniden haciz ve tahliye şeklinde tekrarlanması gerekir.

Dosyada mevcut, örnek icra takip dosyasındaki takip talepnamesinin incelenmesinden talepte tahliye isteğinin yer almadığı görülmektedir. Tahliye talebi olmayan takibe dayalı olarak, icra müdürlüğünce borçluya 13 örnek ödeme emri gönderilemez. Alacaklı, böyle bir ödeme emrine dayanarak İcra Mahkemesinden taşınmazın tahliyesini isteyemez. Bu durumda mahkemece, tahliye talebi bulunmayan takip talepnamesine dayalı olarak açılan tahliye davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile tahliye kararı verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (2) numaralı bentte yazılı sebeplerle davalı kiracı temsilcisinin temyiz taleplerinin kabulüyle kararın BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 18.09.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İHTİYATİ HACİZ KARARINA İSTİNADEN, ALACAKLININ TALEBİ OLMADAN İCRA MÜDÜRLÜĞÜ RESEN HACİZ YAPMASI YASAYA VE USULE AYKIRIDIR

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2016/7496
KARAR NO : 2016/25332
KARAR TARİHİ:13.12.2016

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından borçlu hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, borçlunun; alacaklı vekili tarafından kendisine ait dosya alacağı üzerine haciz konulması talebinde bulunulduğunu ancak icra müdürlüğünce alacaklı vekilinin talebi olmaksızın re’sen maaşına haciz konulduğunu belirterek icra müdürlüğü işleminin iptali için icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece icra dosyası içerisinde ihtiyati haciz kararı bulunduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

İİK’nun 78. maddesine göre ödeme emrindeki müddet geçtikten ve borçlu itiraz etmiş ise itirazı kaldırıldıktan sonra mal beyanını beklemeksizin alacaklı haciz konulmasını isteyebilir. Yine İİK’nun 261. maddesinde “Alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde….kararın infazını istemeye mecburdur. ” ifadesine yer vermiştir. Bu durumda haciz ancak alacaklı tarafın bu husustaki talebi üzerine konulabilir, icra müdürlüğünce ihtiyati haciz kararına dayanılarak re’sen haciz kararı verilemez.

Somut olayda; icra müdürlüğünün alacaklı vekilinin 12/05/2015 tarihli haciz talebinde açıkça belirttiği talebini aşarak re’sen maaş haczi yapması usul ve yasaya aykırıdır.

O halde mahkemece, şikayetin kabulü ile borçlunun maaşına konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.12.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İCRA DOSYASINA GÖNDERİLEN TALEBİN İŞLEM OLARAK SAYILMAMASI, DOSYAYA KAYIT YAPILMAMASI

T.C
YARGITAY
12.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2017 / 5911
KARAR NO: 2017 / 11275
KARAR TARİHİ: 25.09.2017

DOSYAYA GÖNDERİLEN TALEBİN ALACAKLI VEKİLİ TARAFINDAN İMZALANMIŞ BİR TALEP MEVCUT OLSA DA, SÖZ KONUSU TALEBİN İCRA MÜDÜRLÜĞÜNCE KABUL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN HER HANGİ BİR KAYIT MEVCUT OLMAMASI HALİNDE BU TALEBİN YAPILDIĞI KABUL EDİLEMEZ VE SÖZ KONUSU TALEP, İCRA TAKİBİNİN DEVAMINA YÖNELİK TALEP OLARAK DA DİKKATE ALINMAZ.(2004 S. K. m. 8, 33/A, 71) (818 S. K. m. 133) (6762 S. K. m. 661, 662, 663, 690) (İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği m. 22)

ÖZET: Mahkemece takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde, borçlu hakkında 03/08/2007- 21/12/2010 tarihleri arasında üç yıldan fazla bir süreyle herhangi bir icra takip işlemi yapılmaması nedeniyle, istemin kabulü ile şikayetçi borçlu yönünden icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

DAVA: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Alacaklı tarafından (altı adet) bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takibe karşı borçlunun, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde sair itirazı yanında senetlerin zaman aşımına uğradığını da ileri sürerek icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, davanın reddine karar verildiği görülmektedir.

Takip dayanağı bononun tanzim tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı TTK`nun 690. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 661/1. maddesi gereğince, poliçeyi kabul eden muhataba (bonoyu düzenleyen keşideciye) karşı başlatılacak takiplerde zamanaşımı süresi vadeden itibaren üç yıldır.

818 sayılı Borçlar Kanunu`nun 133. maddesine nazaran daha özel nitelikte bulunan ve TTK`nun 690. maddesi gereğince bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 662. maddesinde, zamanaşımını kesen sebepler; “dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi” şeklinde sınırlı olarak sayılmış olup, bu maddede öngörülen sebepler dışında zamanaşımı kesilmez. Yine, aynı Kanunun 663/2. maddesi gereğince, zamanaşımı kesilince, son işlem tarihinden itibaren, müddeti aynı olan yeni bir zamanaşımı işlemeye başlar. Ayrıca, alacaklının, takibin devamını sağlayıcı nitelikteki her icra takip işlemi ile de zamanaşımı kesilir ve yeni bir süre işlemeye başlar.

Diğer taraftan, İİK`nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği`nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muameleler ile kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak tutarlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır.

Somut olayda; alacaklı tarafından 12/02/1999 tarihinde takibe geçildiği, 16/02/1999 tarihinde ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği ve takibin kesinleşmesi üzerine haciz talebinde bulunulduğu, icra takibinin devamına yönelik son talebin, 03/08/2007 tarihli borçlunun adına kayıtlı menkul ve gayrimenkulleri üzerine haciz konulması amacıyla Ümraniye İcra Müdürlüğüne talimat yazılmasına yönelik talep olduğu, daha sonra takipsiz bırakılan dosyanın 21/12/2010 tarihinde yenilendiği ve yenilemeden sonra yapılan icra takibinin devamına yönelik ilk talebin ise 29/12/2010 tarihli borçlunun araç ve gayrimenkullerinin haczine yönelik talep olduğu, dolayısıyla 03/08/2007- 21/12/2010 tarihleri arasında 3 yıldan fazla zamanın geçtiği ve bu dönemde icra takibinin devamına yönelik icra takip işlemi yapılmadığı, her ne kadar dosya içerisinde, 07/04/2008 tarihli “adına I. Haciz İhbarnamesi gönderilen ve bila tebliğ iade edilen B. G.`in adresinin araştırılmasına” yönelik alacaklı vekili tarafından imzalanmış bir talep mevcut olsa da, İİK`nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği`nin 22/2. maddesi gereğince, söz konusu talebin icra müdürlüğünce kabul edildiğine veya görüldüğüne ilişkin herhangi bir kaydın mevcut olmaması dikkate alındığında, bu talebin yapıldığı kabul edilemeyeceği gibi, söz konusu talep, icra takibinin devamına yönelik talep olarak da dikkate alınamaz.

Yukarıda yer verilen açıklamalar ve mevzuat hükümleri ışığında, mahkemece takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde, borçlu hakkında 03/08/2007- 21/12/2010 tarihleri arasında üç yıldan fazla bir süreyle herhangi bir icra takip işlemi yapılmaması nedeniyle, İİK`nun 71. maddesi yollamasıyla aynı yasanın 33/a maddesi uyarınca istemin kabulü ile şikayetçi borçlu yönünden icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK`nun 366. ve HUMK`nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/09/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.