AVUKATA WHATSAPP ÜZERİNDEN YAPILAN TEBLİGATIN KABULÜ

YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2016/12837
KARAR NO: 2017/1441
KARAR TARİHİ: 20.3.2017

İlk derece mahkemesince verilen hükümlerin sanık ile müdafii tarafından duruşmalı temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle, 01.03.2017 Çarşamba saat 09.30’a duruşma günü tayin olunarak sanık müdafiine çağrı kâğıdı gönderilmişti.

Belli günde Hakimler Kurulu duruşma salonunda toplanarak Yargıtay Cumhuriyet Savcılarından… hazır olduğu halde oturum açıldı.
Sanık … müdafii Av. …’e çağrı kağıdı ve tebliğnamenin tebliği için Akyazı Cumhuriyet Başsavcılığı’na müzekkere yazıldığı, yazılan müzekkerede istenilen hususların tarihli olması ve ivedilik arz etmesi sebebiyle Akyazı Cumhuriyet Başsavcılığı’nda görevli personel tarafından adı geçen avukata telefon ile ulaşılarak bilgi verildiği, avukatın talebi üzerine müzekkere ekinde gönderilen çağrı kağıdı ve tebliğnameyi Whatsapp isimli program aracılığıyla avukata gönderildiği, bunun üzerine avukatın Akyazı Cumhuriyet Başsavcılığı’na gelerek; müvekkili ile görüştüğünü, müvekkilinin duruşma sebebiyle oluşacak olan ulaşım ve diğer masrafları karşılamadığını bu sebeple duruşmaya katılmayıp müzekkere ekinde gönderilen çağrı kağıdı ve tebliğnameyi tebliğ almayacağını bildirdiği, bu hususların Akyazı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tutanak haline getirilip 28.02.2017 tarihinde Dairemize gönderdiği görülmekle, Yargıtay Cumhuriyet Savcısının uygun görülen talep ve mütalaası dairesinde sanık … müdafii Av. …’in beyanı üzerine tebliğden imtina ettiği ve duruşmaya gelmediğinden bahisle DURUŞMASIZ inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek, vaktin darlığına binaen dosyanın incelenmesi başka bir güne bırakılmıştı.

Bugün dava evrakı incelenerek aşağıda yazılı karar ittihaz olundu.

KARAR : 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanunla getirilen düzenlemeler de gözetilip dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Hükümden sonra 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesiyle ilgili olarak 24.11.2015 tarihli, 29542 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamıyla verilen iptal kararının infaz aşamasında nazara alınması mümkün görülmüştür.

SONUÇ : Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatları yapılmış bulunduğundan, sanık ile müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 20.03.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Vergi İşlemlerinde Elektronik Tebligat

 

Vergisel işlemlerin tebliğine ilişkin elektronik tebligat düzenlemesi 2010 yılında yapılmakla birlikte 2016 yılında uygulanmaya başlanmıştır. Elektronik tebligat yeni bir tebliğ aracı olması nedeniyle birçok hukuki ihtilaf doğurması muhtemeldir. Bu nedenle bu yeni tebligat usulüne, uygulamada ortaya çıkabilecek sorunlara ve çözümlerine temas etmekte fayda bulunmaktadır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesine göre, kanunun 93. maddesinde sayılan usullere bağlı kalınmaksızın, tebliğ yapılacak kimselere tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla tebliğ yapılabilecektir. Aynı maddeye göre bu noktada düzenleme yapma yetkisi Maliye Bakanlığı’na bırakılmıştır.

Bakanlıkça, verilen bu yetki uyarınca, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili teknik altyapı kurulmuş ve tebliğe elverişli elektronik tebligat adresi internet vergi dairesi bünyesinde oluşturulmuş ve sistem ile muhatap olanlara dair yükümlülüklere ve diğer uygulama ayrıntılarına 456 Sıra Nolu VUK Tebliğinde yer verilmiştir.

456 Sıra Nolu VUK Tebliği’ne göre tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirilen ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılabilecek olanlar; kurumlar vergisi mükellefleri ile ticari, zirai ve mesleki kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunanlardır (Kazançları basit usulde tespit edilenlerle gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçiler hariç). Bunun yanında isteğe bağlı olarak kendilerine elektronik tebligat yapılmasını talep edenlerde değerlendirilip sisteme dahil edilebilecektir.

Yeni mükellefiyet tesis ettiren kurumlar vergisi mükellefleri işe başlama tarihini takip eden 15 gün içerisinde Elektronik Tebligat Talep Bildiriminde bulunmak zorundadır. Yapılan başvurunun değerlendirilmesi sonucu, gerekli şartları taşıyan kurumlar vergisi mükelleflerine kapalı bir zarf içerisinde internet vergi dairesi kullanıcı kodu, parola ve şifresi verilecektir. Yeni mükellefiyet tesis ettiren gelir vergisi mükellefleri ise, mükellefiyet tesisi sırasında elektronik tebligat kullanma başvurusuna dair Tebliğin ekinde yer alan ilgili bildirimi doldurarak ilgili vergi dairesine vereceklerdir. Bu başvurular mükellefiyet tesisi başvuruları ile birlikte değerlendirilecek ve gerekli şartları taşıyan gelir vergisi mükelleflerine kapalı bir zarf içerisinde internet vergi dairesi kullanıcı kodu, parola ve şifresi verilecektir. Tebliğ ile getirilen zorunluluk kapsamına girmeyen ancak isteğe bağlı olarak kendilerine elektronik tebligat yapılmasını talep eden vergi dairesi ile muhatap olan gerçek kişiler, tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller de ilgili vergi dairesine başvuruda bulunarak sistemi kullanabileceklerdir.

Tebliği gereken elektronik imzalı evrak, elektronik tebligat sistemi kullanılmak suretiyle muhatabın sunucusu vergi idaresi olan elektronik tebligat adresine tebliğ edilebilecektir. Vergi idaresince sunulan elektronik tebligat sistemine internet vergi dairesi üzerinden,  sistem tarafından üretilen kullanıcı kodu, parola ve şifre ile erişilecektir. Elektronik imzalı tebliğ evrakı, muhatabın elektronik ortamdaki adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılacaktır. Bu bildirim dışında vergi idaresince elektronik tebligatın yapıldığına yönelik muhatabın harici e-posta adresi veya SMS yolu ile muhataba bilgilendirilme yapma zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla harici e-posta veya SMS bilgilendirilmesinin yapılmaması muhataplar açısından bir hak olarak olarak ileri sürülemez. Bu nedenle mükellef veya muhatabın elektronik tebligat sistemindeki elektronik adresini belirli fasılalarla kontrol etmesi gerekmektedir. Muhatap tarafından elektronik tebligat sistemindeki adresine tebligat yapılmadığı ileri sürülebilir. Bu noktada ise uyuşmazlık, olay kayıtları ve işlem zaman bilgisini de içeren delil kayıtları arşivindeki belgelere göre çözülecektir. Bu arşivi tutma yükümlülüğü vergi idaresine aittir.

Tüzel kişilerde ticaret sicil kaydının silindiği (nevi değişikliği ve birleşme halleri dahil) tarih itibarıyla; gerçek kişilerde ise ilgilinin ölümü veya gaipliğine karar verildiğinin idare tarafından tespit edildiği durumlarda ölüm/karar tarihi itibarıyla ilgilinin elektronik tebligat adresi re’sen; mirasçıların bağlı olunan vergi dairesine başvurması halinde de müteveffanın elektronik tebligat adresi kullanıma kapatılacaktır. Bu tarihlerden sonra, elektronik tebligat adresi kullanıma kapatılmayıp açık tutulması halinde yapılacak elektronik tebligatlar kural olarak hukuki sonuç doğurmayacaktır. Ancak işlemlere karşı dava açılması halinde usulsüz tebligat ile vergi ve ceza tahakkuku mümkün olduğundan muhatabın tebligatı öğrendiğini ileri sürdüğü tarih tebliğ tarihi sayılacaktır. Bunun yanında ödeme emri veya haciz gibi işlemlerde ise bu şekildeki usulsüz tebligat bahsedilen işlemlerin iptaline yol açacaktır.

Kullanıcı Elektronik Tebligat Talep Bildirimini süresinde, tam ve doğru olarak vergi dairesine beyan etmekle, beyan edilen bilgilerde meydana gelecek değişiklikleri öncesinde veya en geç değişiklik tarihinde vergi dairesine bildirmekle, elektronik Tebligat Talep Bildiriminde belirtilen tüm şartlara riayet etmekle, sistem kullanımına ilişkin olarak kendisine verilmiş olan kullanıcı kodu, parola ve şifre gibi bilgilerini korumakla, üçüncü kişilerle paylaşmamakla ve başkasına kullandırmamakla, sistem kullanımına ilişkin olarak kendisine verilmiş olan kullanıcı kodu, parola ve şifre gibi bilgilerin istenmeyen şekilde üçüncü kişilerin eline geçtiğini tespit ettiğinde derhal vergi dairesine bilgi vermekle yükümlü tutulmuştur. Bu sorumlulukların yerine getirilmemesinden doğacak hukuki sonuçlar muhatabın uhdesinde olup tüm bildirimler vergi dairesine ulaştığı anda sonuç doğuracaktır. Yalnız buradaki yükümlülükler kanunda yer almayıp yukarıda bahsedilen 456 Sıra Nolu Tebliğ ile getirilmiştir. Bilindiği üzere genel tebliğler kanun kurallarından daha ağır yükümlülükler getiremez. Bu nedenle ortaya çıkacak ihtilafların yargı mercine intikalinde davacı lehine değerlendirme yapılması muhtemeldir.

Elektronik tebligat sistemine dahil olması zorunlu olup da bu bağlamdaki ödevlerini yerine getirmeyenlere cezai müeyyide uygulanacak olup ceza uygulaması sonrasında re’sen oluşturulan internet vergi dairesi kullanıcı kodu, parola ve şifresi gerçek kişilerde mükellefe, tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde doğrudan kanuni temsilcisine tebliğ edilecek ve elektronik tebligat adreslerine tebligat gönderimine başlanılacaktır. Yalnız Danıştay VDDK tarafından 2017 yılında verilen bir karara göre bu düzenleme uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilemez. Çünkü karara göre kanunda bakanlığa bu yönde düzenleme yapma yetkisi verilmemiştir. Bu nedenle elektronik tebliğ sistemi ile ilgili kesilecek özel usulsüzlük cezalarına karşı bu içtihat öne sürülerek dava açmakta fayda vardır.

Son olarak muhataplar açısından geçerli olan elektronik tebligat kullanma zorunluluğunun tek taraflı olduğu söylenebilir. Kanun hükümlerine göre tebliği gereken evrak muhataplara elektronik tebligat sistemi ile tebliğ edilebileceği gibi kanunda yer verilen diğer tebligat hükümlerine göre de tebliğ edilebilecektir. Çünkü kanuna göre vergi idaresi elektronik tebligat usulünü kullanmakla yükümlü tutulmamıştır. Ancak bu ihtiyariliğin mükellef aleyhine kullanılması kabul edilemez. Örneğin elektronik tebligat adresi açık iken bilinen adrese gidilip bulunmama halinde ilanen tebligat yoluna başvurulması hukuken kabul edilemez.

Elektronik Tebligatın, Muhatabın Elektronik Adresine Ulaştığı Tarihi İzleyen Beşinci Günün Sonunda Yapılmış Sayılacağı Kuralının Anayasa’ya Aykırı Olduğuna İlişkin İtirazın Reddi

 

BASIN DUYURUSU

26.11.2019

ND 26/19

Elektronik Tebligatın, Muhatabın Elektronik Adresine Ulaştığı Tarihi İzleyen Beşinci Günün Sonunda Yapılmış Sayılacağı Kuralının Anayasa’ya Aykırı Olduğuna İlişkin İtirazın Reddi

Anayasa Mahkemesi 19/9/2019 tarihinde E.2018/144 numaralı dosyada, Vergi Usul Kanunu’na eklenen elektronik ortamda tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı kuralının Anayasa’ya aykırı olduğuna yönelik itirazın reddine karar vermiştir.

İtiraz Konusu Kural

İtiraz konusu kuralda, elektronik ortamda tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı öngörülmüştür.

Başvuru Gerekçesi

Başvuruda; kural ile getirilen zamanın muhatabın haklarını kullanmasını sağlayacak yeterli ve makul bir süre kabul edilemeyeceği, elektronik tebligat sistemine geçilmesiyle birlikte sistemden önce ve sonra mükellefiyet tesis ettirenler arasında uygulanacak tebligat yöntemleri yönünden farklılıklar meydana geldiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa’nın 125. maddesinde idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı öngörülmüş fakat yazılı bildirimin yapılış usulüne ilişkin herhangi bir sınırlayıcı hükme yer verilmemiştir.

Kanun koyucu tarafından diğer geleneksel tebliğ yöntemlerinden farklı düzenlenen elektronik tebligatın bilgilendirme ve belgelendirme fonksiyonunun mevcut olduğu gözetildiğinde Anayasa’nın 125. maddesi kapsamında yazılı bildirim niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama hürriyeti güvence altına alınmıştır. Hak arama hürriyetinin temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Tebliğin hangi tarihte yapılmış sayılacağı hususunu düzenleyen kuralda dava açma sürelerine ilişkin bir kısıtlama öngörüldüğü dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama yapıldığı açıktır. Ancak hak arama hürriyetine sınırlama getiren kanuni düzenlemelerin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması, maddede öngörülen güvencelere aykırı olmaması gerekir.

Kuralla, haklarında vergi dairelerince düzenlenen işlemlerden mükelleflerin haberdar edilmelerinin ve anılan işlemlere karşı idari ya da yargısal yollara başvurmaları için öngörülen sürelerin gecikmeksizin işlemeye başlamasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu şekilde idari istikrarın sağlanmasının hedeflendiği görülmektedir. Söz konusu amaca ulaşmak için kural elverişli ve gereklidir.

Kuralda tebliğin yapılmış sayılması için geçmesi öngörülen beş günlük sürenin başlangıcı olarak tebliğe konu evrakın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarih esas alınmıştır. Kanun koyucunun bu yöndeki tercihi Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla takdir yetkisi kapsamındadır.

İtiraz konusu kural, muhataplara öncelikle elektronik posta adreslerini belirli aralıklarla kontrol etme yükümlülüğü getirmektedir. Kişi elektronik posta adresini her gün ya da beş günden daha az aralıklarla kontrol etmesi hâlinde tebliğin yapılmış sayılacağı tarihten de önce tebligattan haberdar olabilecektir.

Öte yandan Kanun’da düzenlenen diğer tebligat yöntemlerinde de tebliğin yapılmış sayılması, kuraldakine benzer şekilde belirli sürelerin geçmiş olması şartına bağlanmıştır. Söz konusu süreler itiraz konusu kuralda belirtilen beş günlük süreden daha fazladır fakat bu sürelerin belirlenmesinde muhataba fiziki yollarla ulaşabilme imkân ve ihtimalinin belirleyici olduğu görülmektedir. Muhatabın mevcut bir elektronik posta adresi aracılığıyla gönderilen bir tebligata ulaşılabilirliği günümüz teknolojik koşullarında diğer fiziki tebligat yöntemlerine göre daha kolaydır.

Günümüz teknolojik imkân ve koşullarında elektronik posta adresini beşer günlük aralarla kontrol etme yükümlülüğünün, mücbir sebep hâllerinde beş günlük kanuni sürenin işlemeyeceği hususu da gözetildiğinde, makul olmayan bir külfet getirmediği, kuralda birey ile kamu yararı arasındaki dengenin korunduğu, mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan kanun koyucu tarafından itiraz konusu kuralda kendilerine elektronik tebligat yapılacak kişiler arasında herhangi bir ayrım öngörülmemiştir. Bu itibarla elektronik tebligat sistemine geçilmeden önce mükellef olanlar ile sisteme geçildikten sonra mükellef olanlar arasında farklı muameleye yol açacak herhangi bir ayrım öngörmeyen kuralda eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemez.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10., 13., 36. ve 125. maddelerine aykırı bulunmayarak itirazın reddine karar verilmiştir.

(Kararın tam metnine https://www.anayasa.gov.tr/media/6349/e2018144.pdf adresinden ulaşılabilir.)

 

KEŞİF İHTARINDA OLMASI GEREKENLER VE USULE UYGUN TEBLİGAT

T.C.
YARGITAY
16. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2015/11282
KARAR NO. 2017/5991
KARAR TARİHİ. 2.10.2017

3402/m.36

ÖZET : Mahkemece, davacılar vekili bulunduğu halde, kesin süre ihtaratı davacı asile tebliğ edilmek suretiyle, davacıya keşif masrafını yatırması için verilen kesin süre içinde gereği yerine getirilmediği, 3402 S.K. 36/1. maddesi uyarınca davacı tarafın keşif delilinden vazgeçmiş sayıldığı ve mevcut delillerle de davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur. Ayrıca 3402 S. K. 36/1. maddesinin ispat külfeti kendisine düşen taraf aleyhine uygulanabilmesi için, öncelikle dosyanın keşfe hazır hale getirilmiş olması ve yapılması öngörülen keşfin gün ve saatinin belirlenmesi zorunludur. Somut olayda keşif gün ve saati belirlenmemiş, davacı asile tebliğ edilen ihtarda keşif delilinden vazgeçilmesinin sonucunun ne olacağı gösterilmemiş olması da isabetsizdir. O halde mahkemece, davacı tarafa keşif giderlerini yatırması için 3402 S.K. 36. maddesi uyarınca yeniden yöntemine uygun, keşif gün ve saatinin de belirlendiği makul bir süre verilmeli, ara kararı gereklerinin yerine getirilmesi durumunda mahallinde keşif yapılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:

KARAR : Kadastro sırasında … Köyü çalışma alanında bulunan 101 ada 58 parsel sayılı, 9.233,03 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği sebebiyle … adına tespit edilmiştir. Davacı zilyetlik sebebiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Mahkemece, davacılar vekili bulunduğu halde, kesin süre ihtaratı davacı asile tebliğ edilmek suretiyle, davacıya keşif masrafını yatırması için verilen kesin süre içinde gereği yerine getirilmediği, 3402 Sayılı Kanun’un 36/1. maddesi uyarınca davacı tarafın keşif delilinden vazgeçmiş sayıldığı ve mevcut delillerle de davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur. Ayrıca 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 36/1. maddesinin ispat külfeti kendisine düşen taraf aleyhine uygulanabilmesi için, öncelikle dosyanın keşfe hazır hale getirilmiş olması ve yapılması öngörülen keşfin gün ve saatinin belirlenmesi zorunludur. Bundan sonra belirlenen keşif günü ile ilgili ara kararında hakim, katip, mübaşir, yerel bilirkişi adayları, taraf tanıkları, uzman bilirkişilere verilecek ücretler, vasıta parası ve yapılacak tebligatlarla ilgili masraflar kalemler halinde gösterilip, bu ücretlerin temini ve yatırılması için ilgililere makul bir süre tanınmalı, ilgiliye tanınacak süre ile keşif günü arasında da, bilirkişi adayları, taraf tanıkları ve uzman bilirkişilere çıkarılacak davetiyelerin muhatabına ulaşabilmesi için yine uygun bir sürenin bulunmasına özen gösterilmeli, bu ara kararına uymamanın sonuçları, hazır bulunan davacıya ihtar edilip, hazır bulunmayanlara usulen tebliğ edilmelidir. Somut olayda keşif gün ve saati belirlenmemiş, davacı asile tebliğ edilen ihtarda keşif delilinden vazgeçilmesinin sonucunun ne olacağı gösterilmemiş olması da isabetsizdir.

O halde mahkemece, davacı tarafa keşif giderlerini yatırması için 3402 Sayılı Kanun’un 36. maddesi uyarınca yeniden yöntemine uygun, keşif gün ve saatinin de belirlendiği makul bir süre verilmeli, ara kararı gereklerinin yerine getirilmesi durumunda mahallinde keşif yapılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan sebeplerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine, 02.10.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

YEDİ EMİNE MUHTIRA TEBLİĞ EDİLMEDEN MALLARI HACİZ EDİLEMEZ

İİK-MADDE 358
ÜÇÜNCÜ ŞAHSA BIRAKILAN MALLAR:
Üçüncü şahıs icraca haczolunup kendisine bırakılan malları icra dairesinden istendiği anda evvelki vaziyetinde iade ile mükelleftir.

Bu suretle eline bırakılan malların kendisine atfolunamıyacak bir sebepten dolayı telef veya ziyanını ispat edemeyen üçüncü şahıs hakkında ceza takibinden başka evvelce tespit edilmiş olan kıymetler, hükme hacet kalmaksızın icra dairesince re’sen tanzim ettirilir.

Bu kıymetleri tanzim ile mükellef olanlar, icra dairesinin bu baptaki talep ve kararına karşı icra mahkemesine 16 ncı maddede tayin edilen müddet içinde şikayette bulunabilirler.

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2014/30660
KARAR NO: 2014/29855
KARAR TARİHİ: 9.12.2014

2004/m.358

ÖZET : Dava, icra memur işleminin iptali istemine ilişkindir.

İİK’nun 358. maddesi hükmü gereğince 3. şahıs, icra müdürlüğünce haczolunup yediemin olarak kendisine bırakılan malları, icra dairesince talep edildiğinde evvelki vaziyetinde iade ile mükelleftir. Ancak yasanın bu hükmünün uygulanabilmesi, yediemine usulüne uygun tebligat yapılıp, malların hazır edilmesi istenilen yerin kendisine usulüne uygun bir şekilde bildirilmesine bağlıdır. Somut olayda takip dosyasının incelenmesinde; haciz tutanağına göre yediemin olarak tayin edilip hacizli mallar kendisine teslim edilen şahsa bu hususla ilgili yediemin muhtırası gönderilmediği görülmüştür. Bu durumda icra müdürlüğünce usulüne uygun yediemin muhtırası tebliğ edilmeden İİK’nun 358/2. maddesi hükmü uyarınca re’sen yedieminin malları haczedilemez. Bu nedenle, şikayetin kabulü ile icra memur işleminin iptaline karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : 1- )Alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesinde ;

Alacaklı tarafa, gerekçeli karar ile borçlu tarafın temyiz dilekçesi 24.04.2014 tarihinde tebliğ edildiği halde temyiz dilekçesi belirli süre geçirildikten sonra, 12.05.2014 tarihinde verilip kaydettirilmiştir.

Süre aşımı nedeniyle temyiz dilekçesinin ( REDDİNE ),

2- )Şikayetçinin temyiz itirazlarına gelince;

Alacaklı tarafından borçlu K. Y. aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatıldığı, 12.05.2008 tarihinde haczedilen menkullerin yediemin olarak şikayetçi N. Y.’ya teslim edildiği, daha sonra bir kısım mahcuzların yerlerinde bulunmadığının tespit edilmesi üzerine, İzmir 7.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 06.06.2013 tarih ve 2012/1220 E.-2013/695 K. sayılı kararı ile şikayetçinin muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan ceza aldığı, bunun üzerine alacaklı tarafın İİK’nun 358. maddesi uyarınca yedieminin menkul ve gayrimenkulleri üzerine haciz konulmasını istediği , icra müdürlüğü tarafından talebin yerine getirilmesi üzerine şikayetçi icra mahkemesine başvurusunda; sair itirazları ile birlikte kendisine İİK’nun 358. maddesi kapsamında muhtıra gönderilmediğini ileri sürerek 16.09.2013 tarihli memur işleminin iptalini talep etmiştir.

İİK.nun 358. maddesi gereğince; üçüncü şahıs icraca haczolunup kendisine bırakılan malları icra dairesinden istendiği anda evvelki vaziyetinde iade ile mükelleftir.Bu suretle eline bırakılan malların kendisine atfolunamıyacak bir sebepten dolayı telef veya ziyaını ispat edemiyen üçüncü şahıs hakkında ceza takibinden başka evvelce tesbit edilmiş olan kıymetler, hükme hacet kalmaksızın icra dairesince re’sen tazmin ettirilir.

Buna göre İİK’nun 358. maddesi hükmü gereğince 3. şahıs, icra müdürlüğünce haczolunup yediemin olarak kendisine bırakılan malları, icra dairesince talep edildiğinde evvelki vaziyetinde iade ile mükelleftir. Ancak yasanın bu hükmünün uygulanabilmesi, yediemine usulüne uygun tebligat yapılıp, malların hazır edilmesi istenilen yerin kendisine usulüne uygun bir şekilde bildirilmesine bağlıdır.

Somut olayda takip dosyasının incelenmesinde; haciz tutanağına göre yediemin olarak tayin edilip hacizli mallar kendisine teslim edilen N. Y.’ya bu hususla ilgili yediemin muhtırası gönderilmediği görülmüştür.

Bu durumda icra müdürlüğünce usulüne uygun yediemin muhtırası tebliğ edilmeden İİK’nun 358/2. maddesi hükmü uyarınca re’sen yedieminin malları haczedilemez.

O halde, mahkemece şikayetin kabulü ile icra memur işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda ( 2 ) nolu bentte yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA , bozma nedenine göre şikayetçinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.12.2014 gününde oy birliğiyle karar verildi.