TAPUSU İPTAL EDİLEN TAPU SAHİBİNİN GERÇEK ZARARININ SAPTANMASI

Özet: Konunun uzmanı bilirkişilerden yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, çekişmeli taşınmazın sulu-kuru olup olmadığı, yerleşim alanına uzaklığı, iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek, taşınmaz üzerinde meyve ağaçları varsa ağaçların cinsleri de dikkate alınmak suretiyle elde edilen verilere uygun biçimde değerlendirme yapılıp net gelir yöntemiyle tapu kaydının iptaline ilişkin hükmün kesinleştiği tarihteki gerçek değerlerinin hesaplattırılması, taşınmazın varsa mütemmim cüzleri, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri bayındırlık birim fiyatları ve yıpranma oranları gözetilerek değerlendirme tarihine göre tespit ettirilmesi, taşınmazın zemin değeri var ise üzerindeki mütemmim cüz, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri esas alınarak bu şekilde tapusu iptal edilen tapu sahibinin 06.04.2006 tarihi itibariyle gerçek zararının saptanması, oluşacak sonuca göre davacının pay oranı gözetilerek karar verilmesi gerekir.
T.C.
Yargıtay
20. Hukuk Dairesi
E: 2016/12920 
K: 2018/6845 
K.T.: 25.10.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, 27.06.2007 tarihli dilekçesiyle, … ilçesi, … köyü, 187 parsel sayılı 62.464 m2 yüzölçümündeki taşınmazın, 219/62464 payını tapuya güvenerek, iyi niyetle satın aldığını, bu şekilde elinde bulundururken, taşınmazın satın alındığı tarihte … yada Hazine ile ilgisini ortaya koyan bir kayıt bulunmadığı, Hazine tarafından taşınmazın … sayılan yerlerden olduğu savıyla açılan davanın kabulüne, çekişmeli parselin tapu kaydının iptaline ve … niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline ilişkin … 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/1007 Esas ve 2004/121 Karar sayılı kararının Yargıtay denetiminden de geçtikten sonra kesinleştiği, mülkiyet hakkının …İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa ile güvence altına alındığı, bedeli ödenmeden el konulamayacağı, tapu kaydının iptali nedeniyle zarara uğradığı, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 6.150,00.-TL tazminatın işleyecek faiziyle birlikte davalı Hazineden alınarak kendisine verilmesini istemiştir.
Mahkemece, … alanlarının özel mülkiyete konu edilemeyeceği, tapuya kayıt edilmişse bu tapu kaydının değerinin bulunmadığı, bu tapu kaydının iptali nedeniyle tazminata hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişi tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 16.10.2012 tarih ve 2011/17058 Esas – 2012/11716 Karar sayılı ilamı ile “Mülkiyet hakkı Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Kanun ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, … İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır.
… İnsan Hakları Mahkemesinin (…, … ve diğerleri-… davası kararında, devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, …-… davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir. 2016/12920 – 2018/6845
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E. – 2009/517 K. 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; Tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK’nın 1007. maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medeni Kanunun 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine, Borçlar Kanununun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde adlî yargıda dava açabilirler.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007. maddesinde (743 sayılı TKM m.917) yer alan “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder” hükmü gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak ise, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. – 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. – 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. – 2010/668 K. sayılı kararı),
Bakanlar kurulunun Yargıtay tarafından benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, belediye veya mücavir alan sınırları içinde kalan taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış olması esastır. Aynı karara göre; imar planı içinde yer almayan bir taşınmazın arsa olarak kabul edilebilmesi için belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalmakla birlikte, belediye hizmetlerinden (belediyece iskan sahası olduğu için veya iskan sahası haline getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım ve çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma gibi) yararlanma ve ulaşım olanakları, belediye merkezine uzaklığı, kullanım biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları da değerlendirilerek, tapusu iptal edilen taşınmazın arsa niteliğinde olup olmadığı tereddüde yer bırakmayacak biçimde saptanmalıdır.
Çekişmeli parselin bulunduğu yerin belediye mücavir alan sınırı içinde kalmakla birlikte, bir kısım belediye hizmetlerinden yararlanmadığı, bu nedenle arsa niteliğinde olmadığı belirlendiğine göre, çekişmeli parselin değerinin gelir esasına göre belirlenmesi, bu cümleden sulu olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı, iklim şartları arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi (dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle ve bu verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak değeri hesaplanmalıdır.” gereğine değinilerek bozulmuştur.
Bozmaya uyulmasının ardından mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulü ile 6.150,00 TL tazminatın dava tarihi olan 27/06/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava, tapu kaydının mahkeme kararıyla iptal edilmesi sebebiyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece bozma kararına uyulmuşsa da bozmaya uygun inceleme yapılmamıştır. Şöyle ki; tazminat miktarının tapu iptal kararının kesinleştiği tarihten itibaren hesaplanması gerekirken eldeki davanın açıldığı tarihe göre hesaplanmış, çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi (dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmemiş, tazminat istemine konu taşınmazın beyanlar hanesine 22.04.1998 tarihinde “2942 sayılı Kanunun 7. maddesine göre şerh” açıklamasının yazıldığı, taşınmazın … niteliği ile Hazine adına tescil edilmesi üzerine anılan şerhin üzerinin çizildiği ve imar planında … Barajı Orta Mesafe Koruma Kuşağı içerisinde kaldığı halde, 2016/12920 – 2018/6845 mahkemece taşınmazın kısmen veya tamamen kamulaştırılıp kamulaştırılmadığı, kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediği yönünde araştırma yapılmadan bilirkişilerce belirlenen tazminatın tamamına hükmedilmiştir.
Bu durumda, tazminat istemine konu taşınmazın değerinin yöntemine uygun şekilde tespit edildiği söylenemez. O halde, öncelikle tazminat istemine konu taşınmazın kısmen veya tamamen kamulaştırılıp kamulaştırılmadığı, kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediği yönünde gerekli araştırmalar yapılmalı, kamulaştırılmadığının tespit edilmesi halinde çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtildikten sonra konunun uzmanı bilirkişilerden yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, çekişmeli taşınmazın sulu-kuru olup olmadığı, yerleşim alanına uzaklığı, iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek, taşınmaz üzerinde meyve ağaçları varsa ağaçların cinsleri de dikkate alınmak suretiyle elde edilen verilere uygun biçimde değerlendirme yapılıp net gelir yöntemiyle tapu kaydının iptaline ilişkin hükmün kesinleştiği tarihteki gerçek değerlerinin hesaplattırılması, taşınmazın varsa mütemmim cüzleri, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri bayındırlık birim fiyatları ve yıpranma oranları gözetilerek değerlendirme tarihine göre tespit ettirilmesi, taşınmazın zemin değeri var ise üzerindeki mütemmim cüz, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri esas alınarak bu şekilde tapusu iptal edilen tapu sahibinin 06.04.2006 tarihi itibariyle gerçek zararının saptanması, oluşacak sonuca göre davacının pay oranı gözetilerek karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 25/10/2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

BAĞ-KUR SİGORTALILIĞIN TESPİTİ, AYNI GÜNDE AÇILIP KAPANAN İŞ YERİ

T.C
YARGITAY
21. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/12267
KARAR NO:2017/1009
KARAR TARİHİ:16/02/2017
MAHKEMESİ : İş Mahkemesi

Davacı, 21/01/1987-21/06/1987 tarihleri arasında Esnaf Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar
okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR

Dava, davacının 21/01/1987-21/06/1987 tarihleri arasında Esnaf Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, davacının 21/01/1987 tarihinde 1 gün Esnaf Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 23/01/1987 varide tarihli giriş bildirgesi ile 21/01/1987 tarihinde başlayan vergi kaydı gereğince tescilinin yapıldığı, çay ocağı işletmeciliği faaliyeti nedeniyle 21/01/1987 tarihinde başlayan vergi kaydının aynı tarihte
son bulduğu, Kurum tarafından davacının vergi kaydının aynı tarihte son bulması ve oda kaydı ile esnaf sicil kaydının da bulunmaması sebebiyle giriş bildirgesinin iptal edildiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, davacının esnaf Bağ-Kur sigortalılığının dayanığını oluşturan vergi kaydının aynı gün içinde son bulduğu, çay ocağı işletmeciliği yapılan bir işyerinin aynı gün içinde faaliyete geçip kapanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve Kurum işleminin yerinde olduğu anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 16/02/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.