HACİZ İHBARNAMESİNE ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN YANILTICI CEVAP VERMESİ NEDENİYLE OLUŞAN ZARARIN TAZMİNİ-DAVA ŞARTI-GÖREVLİ MAHKEME

T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016/13179
KARAR NO: 2019/3564
KARAR TARİHİ:25.6.2019

2004/m.89,338
6100/m.114,115

ÖZET :Dava, üçüncü şahıs konumundaki davalının haciz ihbarnamesine yanıltıcı cevap vermesi nedeniyle oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. Somut davada; her iki tarafın da kabulünde olduğu üzere davalının icra takip dosyaları üzerinden gönderilen haciz ihbarnamelerine karşı süresinde verdiği cevabında borçlu şirketin alacağını temlik ettiğini ve Belediyeden herhangi bir hak ve alacağı kalmadığını bildirmiştir. Davacı ise Belediyenin bu cevabının gerçek olmadığını aslında borçlunun Belediye nezdinde hak edişleri olduğunu ancak Belediyenin borçlu ile muvaazalı işlem yaptığını iddia ederek tazminat istemli eldeki davayı açmıştır. Açık yasa hükmü gereği uyuşmazlığın çözümünde İcra Hukuk Mahkemesi görevlidir. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi için gerekli olan şartlar olup mahkeme dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince kural olarak davanın esası hakkında inceleme yapamaz. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-c maddesinde mahkemenin görevli olması, dava şartı olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 115/1. maddesine göre de mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracak, taraflar da dava şartı noksanlığını yargılamanın her aşamasında ileri sürebilecektir. Bu nedenle, mahkemece dava dilekçesinin dava şartı yokluğundan görev bakımından reddine karar verilmesi gerekirken işin esası incelenerek karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Davacı … Tar. Tem. Nak. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından, davalı aleyhine 27/08/2015 gününde verilen dilekçeyle haksız fiil nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 31/05/2016 tarihli kararın Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 25/06/2019 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı temyiz eden davacı şirket vekili geldi, karşı taraftan davalı adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kâğıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

Dava, üçüncü şahıs konumundaki davalının haciz ihbarnamesine yanıltıcı cevap vermesi nedeniyle oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili; dava dışı şirketten olan alacakları için davalı Belediyeye İİK 89. maddesi kapsamında haciz ihbarnameleri gönderildiğini, Belediyenin yasal süresi içinde ihbarnamelere karşı borçlu şirketin Belediyeden alacağı olmadığı itirazında bulunduğunu, davacının ise dava dışı borçlu şirketin bir kısım tasarruflarının iptali amacıyla dava açtığını, bu defa Belediyenin şirketin kendisinden olan alacaklarına mahkemenin talebi üzerine tedbir konulduğunu bildirdiğini, bu durumda Belediyenin dava dışı şirketle muvazalı işlemler yaptığını düşündüklerini belirterek, şirketten olan alacağın davalı Belediyeden tahsili isteminde bulunmuştur.


Davalı vekili; davacının borçlusu olan şirketin kurumdan hiç ihale almadığını ve herhangi bir alacağının olmadığını, dava dilekçesinde bahsedilen tasarrufun iptali davasında mahkemenin tedbir kararı gereği borçlu şirketin de paydaş olduğu adi ortaklığın alacağı ödenmeyerek bloke konulduğunu ve durumun mahkemeye bildirildiğini, alacağın adi ortaklığa ait olduğunun bildirildiğini, davacının sebepsiz zenginleşmeye sebep olacak şekilde alacak talebinde bulunduğunu, davalı Belediyenin davacının tedbirli ve hacizli bir alacağını bünyesine geçirmediğini, davanın kötü niyetli açıldığını belirterek, reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davacının dava dışı borçlu şirketten alacağı olsa dahi eldeki dava yoluyla alacağını Belediyeden isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 89/4. maddesinde “Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338. maddenin 1. fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkûm edilmesini isteyebilir. İcra mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder” düzenlenmesine yer verilmiştir.

Somut davada; her iki tarafın da kabulünde olduğu üzere davalı …, …2. İcra Dairesinin 2013/16 esas ve 2013/18 esas sayılı icra takip dosyaları üzerinden gönderilen haciz ihbarnamelerine karşı süresinde verdiği cevabında borçlu şirketin alacağını temlik ettiğini ve Belediyeden herhangi bir hak ve alacağı kalmadığını bildirmiştir. Davacı ise Belediyenin bu cevabının gerçek olmadığını aslında borçlunun Belediye nezdinde hak edişleri olduğunu ancak Belediyenin borçlu ile muvazalı işlem yaptığını iddia ederek tazminat istemli eldeki davayı açmıştır.

Şu halde; açık yasa hükmü gereği uyuşmazlığın çözmünde İcra Hukuk Mahkemesi görevlidir. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi için gerekli olan şartlar olup mahkeme dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince kural olarak davanın esası hakkında inceleme yapamaz. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-c maddesinde mahkemenin görevli olması, dava şartı olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 115/1. maddesine göre de mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracak, taraflar da dava şartı noksanlığını yargılamanın her aşamasında ileri sürebilecektir. Bu nedenle, mahkemece dava dilekçesinin dava şartı yokluğundan görev bakımından reddine karar verilmesi gerekirken işin esası incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına ve davacı yararına takdir olunan 2.037,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine, davacıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 25.06.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

KAÇAK ELEKTRİK KULLANMA, C. SAVCISINCA ZARAR TESPİT ETTİRİLİP ŞÜPHELİYE BİLDİRİM

T.C.
YARGITAY
13. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2017/3454
KARAR NO: 2017/9346
KARAR TARİHİT: 21.9.2017

KARŞILIKSIZ YARARLANMA (KAÇAK ELEKTRİK KULLANMA) CUMHURİYET SAVCISINCA TCK’nın 168/5 MADDESİ GEREĞİNCE VERGİLİ ZARAR MİKTARI TESPİT ETTİRİLEREK ŞÜPHELİYE ÖDEMESİ İÇİN BİLDİRİMDE BULUNMADAN İDDİANAME DÜZENLEYEREK DAVA AÇAMAZ.

Karşılıksız yararlanma suçundan şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda Niğde Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/04/2017 tarihli ve 2017/1105 soruşturma, 2017/1047 esas, 2017/795 Sayılı iddianamenin 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174/1-c maddesine uygun bulunmadığından bahisle iadesine dair Niğde 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 27/04/2017 tarihli ve 2017/142 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair Niğde 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 05/05/2017 tarihli ve 2017/282 değişik iş sayılı kararına karşı, Adalet Bakanlığı’nın 13.07.2017 gün ve 94660652-105-51-5670-2017-Kyb sayılı yazısı ile kanun yararına bozma ihbarında bulunulduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 01.08.2017 gün ve 2017/44806 Sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderildiği,

MEZKUR İHBARNAMEDE;

Niğde 1. Asliye Ceza Mahkemesince, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanun’un 168/5. maddesi gereğince ve kanun koyucunun amacı doğrultusunda katılan kurumun uğradığı zararı, vergisi dahil suç tutanağı ile belirlenmiş veya belirlenecek olan cezasız tutarı, ayrıca karşılıksız yararlanma suçuna konu kaçak elektiriğin yalnızca kaçak kullanım tespit tutanağında belirtilen tutarda olduğunun kabul edilemeyeceği, bu hususun tespiti için ayrıca keşif yapılması ve uzman bilirkişiden rapor aldırarak, sanığın bilirkişi tarafından bildirilen zararı ödemesi halinde hakkında kamu davası açılamayacağından, ödeme süresi ve yerinin soruşturma merciince sanığa bildirilmesi, bildirime dair belgenin denetime esas şekilde dosyaya konması gerektiğinden bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de,

Karşılıksız yararlanma suçunu işleyen fail hakkında, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı soruşturma tamamlamadan önce gidermesi halinde kamu davası açılmayacağı şeklinde bir düzenleme getirildiği, ancak Cumhuriyet savcılığınca bu hususun faile hatırlatılması ve zararın giderilmesi için süre tanınması gerektiğine dair bir düzenleme bulunmadığı, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174/1-c bendinde iddianamenin iadesi sebebi olarak ön ödemeye veya uzlaşmaya tabi suçlarda, ödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen iddianamenin iadesine karar verileceğinin hüküm altına alındığı, bu durumun Cumhuriyet savcısına bir yükümlülük getirdiğinde şüphe bulunmadığı, ancak etkin pişmanlık hükümlerinin soruşturma aşamasında uygulanması bakımından Cumhuriyet savcısının şüpheliye bu hususu hatırlatmasının gerekmediği, zira 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 4. maddesinde yer alan “ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.” hükmü nazara alındığında, Cumhuriyet savcısının yapacağı araştırmanın sadece zararın giderilip giderilmediği yönünde olacağı, nitekim dosya kapsamına göre müşteki kurumun 02/02/2017 havale tarihli şikayet dilekçesinde şüpheli tarafından kaçak kullanım bedelinin ödenmediğinin bildirildiği, ayrıca Cumhuriyet Savcılığı tarafından alınan bilirkişi raporunun mahkemeyi bağlamayacağı gibi zarar tespitinin yargılama sırasında ihtiyaç duyulduğunda hakim tarafından yapılacak keşif sonucunda tespit edilmesi gerektiği anlaşıldığından, iddianamenin iadesi kararına yönelik itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır.

KARAR : “Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi”nde benimsenen, “Kişilerin Lekelenmeme Hakkı” ile “Eksiksiz soruşturma ve Tek Celsede Duruşma” prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarının mâkul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkûmiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları davaya konu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri davaya konu yapmamaları, yâni bir nev’i filtre görevi yapmaları gerekir.
Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 Sayılı CMK.’nun 160 / 2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri (de) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir.

Soruşturma evresi uzun sürebilir. Ancak, kovuşturma evresinin yeni bir delil toplanmasına gerek kalmadan ve bir iki celsede bitirilmesi hedeflenmiştir.

Nihayet, 5271 Sayılı CMK’nın 174. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi hükmüne göre de “Suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil toplanmadan” hazırlanan iddianamenin iade edilmesi gerekir.
Karşılıksız yararlanma suçu bakımından özel bir etkin pişmanlık düzenlemesi olan TCK’nın 168/5. maddesi gereğince ve kanun koyucunun amacı doğrultusunda şikayetçi kurumun uğradığı zararı, vergisi dahil suç tutanağı ile belirlenmiş veya belirlenecek olan cezasız tutarının ödenmesi halinde şüpheli hakkında kamu davası açılamaz.

Maddede “ … bahsedilen zarar, vergili ve cezasız miktardır … Bu durumda Cumhuriyet savcısı sulh ceza hakiminden keşif yapılıp rapor alınması için talepte bulunmalı ve alınacak rapor sonucunda sanığa ödeme bildiriminde bulunmalıdır…… Savcısı – Hırsızlık, Karşılıksız Yararlanma ve Yağma Suçları/2017, sayfa: 412).

Yargıtay’ımızın istikrar bulmuş içtihatları da bu yönde olup, gecikme faizi ve benzeri zararlar 168. madde kapsamında değerlendirilemez.(Y. 17. CD’nin 16.06.2017, 2015/18830 E. ve 2016/9113 K. sayılı kararında olduğu gibi.)
Somut olayda şikayetçi kurumun şüpheliden talep ettiği miktar, gecikme faizi ile birlikte 21.801,14 Türk lirasıdır.
Maddeye göre, ödenmesi halinde şüpheli hakkında takipsizlik kararı verilmesi sonucunu doğuracak olan vergili zarar miktarı tespit edilip, sanığın bu miktarı şikayetçi kuruma ödemesi halinde hakkında dava açılmayacağına dair bir bildirimde bulunulmamıştır.
Bu sebeple iddianamenin iadesi ve bu karara yönelik itirazın reddi kararları usul ve yasaya uygundur.
Açıklanan nedenlerle;

SONUÇ : Niğde 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 05/05/2017 tarihli ve 2017/282 değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 21/09/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

HAGB, SANIĞIN ZARARI ÖDEME İRADESİ VARSA, MAHKEMECE TEVDİ MAHALLİ TAYİNİ GEREKİR

T.C.
YARGITAY
2. CEZA DAİRESİ
ESAS NO. 2017/2579
KARAR NO. 2017/7495
KARAR TARİHİ. 10.7.2017

CEZA YARGILAMASINDA AVUKAT VEKALETNAMESİ SUNULMASA BİLE SANIĞIN “BU KİŞİ BENİM AVUKATIMDIR” DEMESİ YETERLİDİR.

HAGB– SANIK, MAĞDURUN UĞRADIĞI ZARARI ÖDEMEK İSTEDİĞİ HALDE MAĞDUR BUNU KABUL ETMEZSE MAĞDURUN İSTEĞİNE BIRAKILMAYIP , MÜŞTEKİYE ZARARIN MİKTARI AÇIKLATTIRILARAK SANIKLARIN ÖDEMESİ İÇİN TEVDİ MAHALLİ TAYİN EDİLMESİ GEREKİR.

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

KARAR : 24/06/2011 tarihli 2. oturuma Av. …’in sanıklar vekili olarak katılması, aynı oturumda tüm sanıkların adı geçen avukatın kendi avukatları olduğunu söylemesi, böylece sanıklar ile avukat arasında vekaletname ibraz edilmese bile sanık-müdafii ilişkisinin doğması, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 11. maddesinin vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağını öngörmesi, müdafii yerine sanıklara yapıldığından geçersiz olan tebligatların temyiz süresini başlatmaması karşısında, Dairemizin 03/07/2013 tarihli, 2012/27883 E. ve 2013/18297 K. sayılı gereğince gerekçeli karar kendisine tebliğ edilen Av. …’in tüm sanıklar yönünden hükmü süresinde temyiz ettiği anlaşılmakla, sanık … yönünden 25/05/2012 tarihli, 2011/317 E. ve 2011/730 K. sayılı temyiz isteminin reddine dair ek kararın hukuki dayanaktan yoksun ve yok hükmünde olduğu belirlenerek ve bu sebeple kaldırılmasına karar verilerek yapılan incelemede;

1-) Sanıkların yüklenen suçu işlemediklerine dair savunmalarının aksini gösterir, müştekinin teşhis ettiği sanıkların olay günü iş yerine geldiklerine dair ifadesi dışında mahkumiyetlerine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delillerin neler olduğu tartışılıp denetime olanak sağlayacak şekilde karar yerinde gösterilmeden yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,

2-) Kabule göre de;

a-) Sanıkların, müştekinin kuaför olarak çalıştırdığı iş yerine giderek hırsızlık suçunu işlediklerinin anlaşılması karşısında, eylemlerinin 5237 Sayılı TCK’nın 142/1-b maddesinde tanımlanan hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden aynı Kanunun 141. maddesi uyarınca hüküm kurulması.

b-) 22/07/2011 tarihli oturumda sanık …’in suç sebebiyle oluşan zararın giderilmesi amacıyla müşteki adına 300 TL havale edildiğine dair haber kağıdını ibraz ettiği, müştekinin havale edilen parayı (haberi olmadığından) almadığını, almak da istemediğini belirttiğinin anlaşılması karşısında, sanıkların yasal bir indirim nedeninden yararlanabilmesinin müştekinin kabulüne bağlı tutulamayacağı, bu durumda müştekiye zararının miktarı açıklattırılarak, sanıklara gerekirse tevdi mahalli gösterilip, zararı giderme olanağı sağlandıktan sonra sonucuna göre, 5237 Sayılı TCK’nın 168/2 maddesinin uygulanma olanağının değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ve müdafiilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK’nın 326/son maddesi uyarınca yeni hüküm kurulurken bozma öncesi hükmolunan yaptırımın (cezanın) ve sonuçlarının ağırlaştırılamayacağı kuralının gözetilmesine, 10/07/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
6. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2014/10710
KARAR NO: 2017/1748
KARAR TARİHİ: 1.6.2017

>HAGB–SANIK ZARARI ÖDEME İRADESİNİ ORTAYA KOYMUŞ İSE MAHKEME TEVDİ MAHALLİ TAYİN ETMESİ GEREKİR.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Mağdurun zararı giderme iradesini kovuşturma aşamasında ortaya koyan ve bu doğrultuda hareketini geliştiren sanığa, olay mahkemesince uygun bir tevdi mahalli etmesi gerektiği dikkate alınmadan, duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması kanuna aykırı ise de, bu durum sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve nitelendirmede Yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-)Sanık hakkında, ilk hükümde TCK’nın 58.maddesiyle uygulama yapılmamasına rağmen, sonraki hükümde CMUK’nın 326/son maddesi gereğince kazanılmış hak ilkesinin korunması gerektiği düşünülmeden, TCK’nun 58.maddesine yer verilerek yazılı şekilde karar verilmesi,

2-)Mahkemece 5271 Sayılı Yasa’nın 150/3. maddesi uyarınca, sanığın savunmasını yapmak üzere zorunlu savunman görevlendirilmesi nedeniyle, savunmana ödenen avukatlık ücretinin, sanığa yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK’nın 322.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından TCK’nun 58.maddesinin uygulanmasına dair kısım ile ‘561.-TL zorunlu müdafiilik giderinin sanıktan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına’ dair bölümün çıkarılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 01.06.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi