Usulüne uygun olmasa da, mahkemece davacıya ıslah için verilen iki haftalık sürede davanın ıslah edilmesi karşısında, davacının hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkı ihlal edilerek, ıslah için kanunda belirlenen kesin sürenin 1 hafta olması ve bu süre geçirildikten sonra davanın ıslah edilmiş olması nedeni ile ıslah dilekçesi göz önüne alınmaması doğru değildir.


YARGITAY 8. Hukuk Dairesi

2018/5031 E.
2020/5834 K

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı Kayyım vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı Kayyım vekili, dava konusu 3 nolu bağımsız bölümün maliki …… …’nun gaip olması nedeniyle İstanbul 1 Sulh Hukuk Mahkemesinin 27.06.2012 tarihli ve 2011/1796 Esas, 2012/969 Karar sayılı ilamı İstanbul Defterdarının kayyım tayin edildiğini, yapılan tahkikatta taşınmazın davalı tarafından mesken olarak kullanıldığının tespit edildiğini belirterek, 01.01.2009-31.10.2013 dönemi için toplam 27.431,00 TL ecrimisilin yıllara göre işlemiş yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş, 20.02.2015 havale tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporu uyarınca davasını 32.755,54 TL üzerinden ıslah etmiştir.
Davalı Telha Mavigök vekili, zamanaşımı definde bulunarak vekil edeninin dava konusu daireyi tapu malikinin mirasçılarından 01.01.2009 tarihli kira sözleşmesi ile kiraladığını, adı geçenlerin açmış oldukları veraset davasının Adalar Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/9 Esas sayılı dosyasında halen derdest olduğunu, veraset davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, talep edilen ecrimisil miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı …, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davalı … hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine, davalı Telha hakkında açılan davanın ıslah yapılmamış sayılarak kabulü ile, 01.03.2009-31.122009 dönemi için 4.000,00 TL, 01.01.2010- 31.122010 dönemi için 5.136,00 TL,.01.01.2011-31.12.2011 dönemi için 5.547,00 TL, 01.01.2012-3112.2012 dönemi için 6.158,00 TL, 01.01.2013-31.10.2013 dönemi için 6.590,00 TL ecrimisilin her dönemin tahakkuk tarihleri olan sonuçlarından itibaren yasal faizi ile birlikte davalı Telha dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı Kayyım vekili tarafındn temyiz edilmiştir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı Kayyım vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 3 nolu bağımsız bölümün … adına tam payla tapuda kayıtlı olduğu, malikin sağ olup olmadığı ve varisleri tespit edilemediği için İstanbul 1 Sulh Hukuk Mahkemesinin 27.06.2012 tarihli 2011/1796 Esas, 2012/969 Karar sayılı ilamı İstanbul Defterdarının kayyım tayin edildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun ve isterse Hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca Hâkim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında Hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği Hâkim tarafından hemen yerine getirilmelidir.
Yine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur.
Somut olayda, davacı Kayyım vekili, 27.431,00 TL ecrimisil bedelinin davalılardan tahsili için dava açmış, 20.05.2015 havale tarihli dilekçe ile bilirkişi raporu uyarınca hesaplanan 32.755,54 TL üzerinden ıslah dilekçesi vermiştir. Mahkemece, HMK’nin 181. maddesinde kısmi ıslah için 1 haftalık süre verileceği ve süresi içinde ıslah yapılmaması halinde hiç ıslah yapılmamış gibi davaya devam edileceğinin açıkça hükme bağlanması ayrıca HMK’nin 90 maddesinde kanunda belirtilen sürelerin kesin olması ve davalı vekilinin aynı yönde itirazda bulunması nedeni ile davacı vekilinin 20.02.2015 tarihli ıslah işleminin hiç yapılmamış olduğu kabul edilerek, taleple bağlılık ilkesi gereğince toplam 27.431,00 TL ecrimisilin davalı Telha’dan tahsiline karar verilmiş ise de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, davacı tarafa 12.02.2015 tarihli celse de, davasını ıslah edecek ise ıslah talebinin iki haftalık süre de verilmesi konusunda ihtarat yapılmış, davacı tarafça iki haftalık süre içinde dava ıslah edilmiştir. Bu durumda, az yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca, Mahkemece verilen süre usulüne uygun olmadığı gibi, Mahkemece davacıya ıslah için iki haftalık süre verilmiş olmasına ve verilen süre içerisinde dava ıslah edilmesine rağmen, davacının hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkı ihlal edilerek, ıslah için kanunda belirlenen kesin sürenin 1 hafta olması ve bu süre geçirildikten sonra davanın ıslah edilmiş olması nedeni ile ıslah dilekçesi gözönüne alınmayarak yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın (2) nolu bentte açıklanan nedenle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 06.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi

Bir cevap yazın