Vekalet Ücreti Alacağı

T.C.
Yargıtay
13. Hukuk Dairesi
Esas No:2015/31871
Karar No:2016/22953
K. Tarihi:7.12.2016

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalılar avukatınca duruşmalı davacılar avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davalılar vekili avukat… ile davacılar vekili avukat …’ın gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar, avukat olduklarını, davalıların vekilleri sıfatıyla, halen derdest olup sonuçlanma aşamasına gelmiş olan…3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2009/33 Esas numarasıyla görülmekte olan dava dosyası ile ilgili olarak dosyanın davalısı …. Belediyesi ile kısmen sulh olunduğunu, sulh nedeniyle Belediye adına 11.03.2010 tarihinde davacı …’ın hesabına 698.445,00 TL havale edildiğini ve bu miktarın 15.03.2010 tarihinde makbuz ve ibraname başlıklı belge ile davalılardan …’e kendi adına asaleten ve kızı diğer davalı … adına vekaleten olmak üzere ödendiğini, sulh dışı bırakılan 1532 parsel ile ilgili dava devam ederken ve sulh olunan kısım için yapılan tahsilattan yaklaşık 25 gün sonra haksız olarak azledildiklerini, vekalet ücretlerinin ödenmesi amacıyla davalılara ihtar çekilmişse de, herhengi bir ödemenin yapılmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla her bir davacı için 50.000,00 TL olmak üzere 100.000,00 TL vekalet ücreti ile 100.000,00 TL manevi tazminatın ihtarname tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişler, 19.09.2014 tarihli dilekçe ile, her biri için 462.437,92 TL vekalet ücreti talep ederek, vekalet ücreti alacaklarına ilişkin taleplerini 924.875,84 TL’ye yükseltmişlerdir.
Davalılar, davacı avukatların…3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/33 E sayılı dosyasında taşınmazların değerlerinin tespiti amacıyla alınan bilirkişi raporuna itiraz etmediklerini ve raporda belirtilen miktarlar üzerinden ıslah dilekçesi verdiklerini, oysa taşınmazlarının değerinin raporda belirtilenden daha yüksek olduğunu, bu şekilde zarara uğradıklarını, ayrıca avukatların belediye ile yaptıkları sulh görüşmelerinden haberlerinin olmadığını, Avukatlık Ücret Sözleşmesi’ne göre müvekkilin yazılı talimatı olmadıkça karşı tarafla sulh yapılamayacağının kararlaştırılmasına rağmen belediye ile 1532 parsel dışındaki parsellere yönelik talimat olmadan sulh olunduğunu, imzalatılan ibranamenin ise maddi unsurları taşımadığından geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, her bir davacı için ayrı ayrı 265.901,80 TL olmak üzere toplam 531.803,60 TL vekalet ücretinin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacıların tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Avukatın, vekil olarak borçları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 505 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 506. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 506. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Avukat bu durumda ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasında 24.03.2004 tarihli ücret sözleşmesinin imzalandığı, vekalet ilişkisinin 12.04.2010 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukatlar, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalılar ise, azlin haklı olduğunu savunmuşlardır. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalıların vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir. Davalılar, davacı avukatların kendilerinin talimatı olmaksızın belediye ile sulh olunduklarını ileri sürerek, azlin haklı olduğunu savunmuş, davacı avukatlar ise sulh sonucunda hesaba yatan paranın davalı …’e 15.03.2010 tarihli ibraname ile ödendiğini, bu nedenle sulh neticesinde kendilerini ibra ettiğini ileri sürerek azlin haksız olduğunu belirtmişlerdir. Taraflar arasında imzalanan 24.03.2004 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesi’nin III.4 maddesinde “İş sahipleri sözleşme konusu hukuki ihtilaflar arabuluculuk, sulh veya feragatle dava dışında bitirilmesini isterse durumu avukatlara yazılı olarak bildirecektir” düzenlemesi kararlaştırılmıştır. Dosya kapsamından davalıların belediye ile sulh olunması hususunda davacılara yazılı talimat vermedikleri anlaşılmaktadır. 15.03.2010 tarihli ibranamede ise, hangi parsellere ilişkin belediyeden para tahsil edildiği, tahsil edilen paranın ne kadar olduğu, ibranameye konu hukuki ilişkinin ne olduğu hususlarında herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Bu kapsamda, adı geçen belge bir makbuz niteliğinde olup, ibraname şartlarını taşımadığından davacı avukatlar 24.03.2010 tarihli sözleşmeye aykırı davranmışlardır. Tüm bu açıklamalar dikkate alındığında, davalı müvekkillerin davacıları azletmekte haklı olduklarının kabulü gerekir.

Az yukarıda da değinildiği gibi, Avukatlık Kanunu’ nun 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olduğundan bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil, avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Bu itibarla mahkemece, azil tarihinde davacı avukatlar tarafından takip edilen…3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/33 E sayılı dava dosyası sonuçlanıp kesinleşmediğine göre davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

3- Bozma şekil ve nedenine göre davalıların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacıların tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, 3. bentte açıklanan nedenlerle davalıların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davacılardan alınarak davalılara ödenmesine, aşağıda dökümü yazılı 29,20 TL harcın temyiz eden davacılardan alınmasına, peşin alınan 9.054,11 TL harcın istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/12/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın